YILDIRIM MI İMAMOĞLU MU?

Seçimlere bugünle birlikte beş gün var. Konuşulanlar kellim kellim la yenfa’, yani konuş konuş faydasız, boş kabilinden.

Hiçbir mesele halledilmiyor.

Taraftarlarda hep fanatiksel bakış.

Kronikleşmiş ülke meselelerinden uzaklaştırıyor unutturuyor onca can alıcı meseleyi İstanbul seçimi…

Halbuki bence sadece bir belediye başkanlığı seçimi.

Kim ne mana yüklüyor(!) bu makama hala bilebilmiş değilim.

Fakat nazarımda sadece bir hiç…

Hiççç..!

O zamanlar da eskiden olduğu gibi tebdili kıyafetle halkının içinde dolaşıp hasbihal edip nabız tutmak adettendir.

4. Murat da bir gece, tebdil-i kıyafet İstanbul’u dolaşmaya çıkar bir veziriyle.

Bir sandala binerek karşıya geçmek isterler. Sandalcı müşterilerinin kim olduğunu nereden bilsin. Bugünkü gibi bir bilgi çağı yok o gün elbette. Konvoylar da çakarlı arabalar da yok haliyle.

Her zamanki tavrıyla yolcusunu alan kayıkçı asılır küreklere.

Asıldıkça kürekleri susar. Hafifçe eğilerek sandalın yanından sarkan ipe bağlı küçük bir testi çıkarır birkaç yudum içer.

Yolcu,

-Ne var o testinin içinde? diye sorar.

Kayıkçı ‘mey’ diye gülerek müşterilerine de ikram eder.

Yolcular teşekkür ederken,

-Mey yasak değil mi? Hünkârımız görse kafanı vurdurabileceğinden korkmaz mısın? Diye de sorarlar.

 Kayıkçı,

-Bu karanlık gecede, azgın denizin ortasında hünkâr nereden görecek, der.

*

Biraz yol aldıktan sonra kayıkçı bir remil tahtası çıkarır.  Para ile yolcularının falına da bakmak ister.

Remil; bir takım çizgi ve noktalarla gayba dair haberler verme işi. Kelime olarak remil, Arapçada kum demektir. Bazı şekillerin kum üzerine çizilmesinden almıştır bu adı. Bu işi yapan kimseye de “remmâl” denir. 

Remilin esası noktalar ve on altı şekilden oluşur. Her iki nokta bir hat kabul edilir ve bunların burçlarla bağlantılı olduğuna inanılır. Çizilen bu şekillerin toprak, su, hava, ateş ve burçlarla olan durumları hesap edilerek incelenir ve sonuçlar çıkarılır. Remmallar bu işi kendilerine bir geçim aracı edinmişlerdir. 

Yasaklanmış olmasına rağmen kayıkçının fal bakma teklifini reddetmeyen vakur duruşlu yolcu;

-Bak bakalım kayıkçı, hünkâr şu anda nerededir? diye sorar.

Kum üzerindeki şekillere, havaya, suya bakan kayıkçı düşünür, yorumlar ve

-Hünkâr şu an suda ya da denizdedir, der.

Şaşıran yolcuları belki rahatlatmak ya da endişeden uzaklaştırmak için yeniden bir daha durumu yorumlamak ister.

Ancak yorum değişmez.

Sultan yakınlardadır ve hatta kayıkla yolculuk etmektedir.

Bu sefer hepten telaşlanır. Adam yeniden eğilir remil tahtasına.

Ruh halini daha çok yansıtan bir ses tonuyla;

-Bu kayıkta, bu üç kişiden biri…

Kendisi olmadığına göre,

İki yolcudan biri…

Kendiyle muhatap olan kişinin 4. Murat olacağına kanaat getirir ve ayaklarına kapanıp,

-Affet beni Hünkârım! diyerek yalvarıp af diler.

Kıyıya iyice yaklaşmışlardır.

Adam da ha bire yalvarmaktadır. Kötü lakırdı yapmamıştır, fakat yasak olan işleri yapmıştır. Hayatı tehlikededir.

Adamın yalvarıp yakarması karşısında,

-Sana bir soru sorayım eğer bilirsen affa mazhar olursun, der.

Kayıkçı kurtuluş ümidi çıkınca sevinçle, teşekkür edip sorulacak soruyu merakla bekler.

-İstanbul’a hangi kapıdan gireceğim? diye sorar.

Kayıkçı;

-Hünkârım, şimdi ben hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affınıza sığınarak, gireceğiniz kapıyı kâğıda yazsam ve size versem siz de kapıdan geçtikten sonra açıp baksanız olur mu? Diyerek zekice bir söz söylemiş.

Hoşuna giden hünkâr başını sakallarını sıvazlayıp kabul ettiğini belirtir.

Remmal kayıkçı tahminini yazıp kâğıdı sultan 4. Murat’a verir.

Kâğıdı aldıktan sonra kayıktan inerler. Kayıkçı da onları takip eder.

Surlara yeni bir kapı açılmasını emreder sultan ve İstanbul’a oradan gireceğiz, der.

Kısacık bir süre içinde sağdan soldan ustalar çağrılıp surlara yeni bir kapı açtırılır ve oradan İstanbul’a girer sultan ve etrafında toplananlar.

Kayıkçıyı ters köşe yapmak isteyen sultan, kayıkçının verdiği kâğıdı imkânsız bir şeyi yapmış olduğunu düşünerek açar.

Kâğıtta yazanı okuyan padişah hayret eder.

Zira kâğıtta;

Yeni Kapınız hayırlı olsun Sultanım! Yazmaktadır.

Rivayet odur ki kayıkçı affa mazhar olmuş ve remmallığı bırakmış.

*

Şimdi sıra İstanbul’da.

İstanbulluda.

Yeni Kapıaçmada.

Demokrasi kapısı açmada.

Demokrasi bayramı yaşatmada.

Kardeşlik bayramı yaşatmada.

Birlik ve barış havası estirmede.

Düşmanlara hüsran dostlara bayram yaşatmada.

YSK siyasi davranmış ya da hukuki davranmış, bırakın artık onları…

Bırakın artık İmamoğlu’nun mazbatasının çalındığı serzenişini…

AKP – CHP sürtüşmesini.

Yıldırımİmamoğlu mu tartışmalarını geçip,

Tahriklere kapılmadan, taşkınlıklara mahal vermeden, yolsuzluk, hırsızlık, uğursuzluk yapılmasına müsaade etmeden başarıyla atlatarak geçirelim bu seçimi de…

Demokrasi kazansın.

İnsanlık kazansın.

Ülkemiz kazansın.

İnsanımız kazansın.

İstanbul kazansın.

Vesselam..!

 

18.06.2019

Abdullah Hoşgör