VE ŞİMDİ…

Günlerce geldik geliyoruz, bir gece ansızın diyerek sınırımızda teröristlerin yuvalanmasına müsaade etmeyiz diyerek daldık terörist yuvalarına.

Dünya ayaklandı ve ‘Olmaz!’ dedi destek vermiyoruz…

Siz bilirsiniz deyip yürüdük…

Bu yürüyüşte yalnız kalmayı, dost ya da düşman bildiklerimizin yalnız bırakmasını.

Hep öyle değil mi?

Hak yolda yolcu yalnız kalmaz mı?

Kalır…

İşte öyle.

Biz de yalnız da olsak milletimiz bizimle dedik, dedik ki sağdan soldan yükselen muhalif seslere inat…

Bu operasyonlar işe yaradı mı?

Sınırımızda 30 km’lik güvenli bölge oluştu.

Terör koridoru teröristlerin başına yıkıldı.

Terör örgütlerinin sınırımıza komşu olarak kurmak istedikleri sistemleri Suriye içlerine doğru kovalandı.

Ankara Şam arasında bugün olmasa bile yarın için yumuşama ihtimalleri ortaya çıktı.

Buna benzer daha pek çok kar sayılabilir ülkemiz adına.

Beyaz Saray ile görüşüldü anlaşma sağlandı.

Kremlin ile görüşüldü, anlaşıldı.

Şam ile açıktan görüşme olmadı ama öyle anlaşılıyor ki onunla da anlaşıldı.

Washington’la Moskova’yla yapılan görüşmelerin ayrıntılı olarak açıklanmaması kamuoyunda şüpheler oluşturduysa da resmi anlaşmalar maddeler halinde paylaşıldı, iş bitti.

*

Razi, Beydavi, Tirmizî Hz. Peygamber’in (SAV) Tebük seferinden dönüşte ashabına şöyle buyurduğunu naklederler.

Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. 

*

Pi Vay Di (PYD) / Vay Pi Ci (YPG) musibeti şimdilik bertaraf edildiğine göre biz de dönüyoruz, teşbihte hata olmasın, hadiste geçen, ‘Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz.’ Düsturundan hareketle ülkemizin gerçeklerine.

Cumhuriyet in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ne demişti ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri! Düşman denize dökülecekti.

Hedefte o vardı.

Şimdi ise bizim düşmanımız neyse, onlarla mücadele dönemi başlamalıydı.

Bunlar aslında ana başlık olarak, iktidar ve sevenlerinin yola ilk çıktıklarında çığlık çığlık sokaklarda söyledikleri en meşhur üç kelime.

Yoksulluk…

Yolsuzluk…

Yasaklar…

Hatta daha önceleri, yöneticilerin onunla pek anlaşamadıkları belki de hiç anlaşamadıkları bir âlimin yıllar önce ortaya koyduğu düşmanlarımız…

O ‘Bizim düşmanlarımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır.’ Diyor.

Bunlar aşılması zor dağlar.

İşte yine önümüzde. Bunların yanında;

İşsizlik…

Genç nüfus işsizliği, her dört kişiden biri işsiz…

Hukuk mücadelelerinde çaresiz kalan hukuk…

EYT tabir edilen emeklilikte yaşa takılanların mücadelesi, onun yanında belki de ondan evvel, mağdurlarının ‘sivil ölüm’ tabir ettikleri kanun hükmünde kararname denilen KHK mağduriyetleri…  

Akordu sık sık bozulan saz gibi eğitimin içinde bulunduğu ve her sene değiştirilen sistemsel vs sıkıntılar…

TÜİK ile çarşı ve vatandaşın cebindeki enflasyonun birbiriyle uzaktan yakından alakasız oluşu…

Ekonominin içine düştüğü darboğazda can çekişmesi…

Yıkılan çöken aile dramları…

Kadına, erkeğe, çocuğa ve hatta diğer canlılara şiddet…

Ahlaki çöküntü, nev zuhur deizm akımının yayılması…

Alkol uyuşturucu tüketiminin artması, kullanıcıların yaş ortalamalarının düşmesi…

Mutsuz, gelecekten ümidi gün geçtikçe azalan bir toplum…

Birbirinden kopuk, habersiz vatandaşlar ve vatandaştan kopuk siyasetçi ve yöneticiler…

Her alandaki israf…

Ülkenin her kademesindeki şeffaf olmayan iş ve olaylar…

Adam kayırma, nepotizm…

İyiyi de kötüyü de alkışlayan bir medya…

Koltuk kapma namına güçten yana olan akademisyenler…

Fesada uğrayan ihaleler…

Bu ve daha burada yazılmayan pek çok problem, kangren olmuş yaralar çözüm beklemekte.

Sınır mevzusu tamam, şimdi en az onun kadar önemli ve çözüm bekleyen problemler.

Ve şimdi beklenti, bunların halli…

Yanlış mı?

 

26.10.2019

Abdullah HOŞGÖR

 

 

 

 

 

Minval News

Haberin Doğru Yolu!