GÜNAHLARDAN HANGİSİ SORUMLU? RUH MU BEDEN Mİ AZAP GÖRECEK?

GÜNAHLARDAN HANGİSİ SORUMLU? RUH MU BEDENAZAP GÖRECEK? 

 

Bir kişi günah işlediğinde bundan onun ruhu mu bedeni mi sorumludur ya da ruh mu beden mi bu günahın cezasını çekecektir?

İnsan, ruhu sayesinde ayakta durur. Aklı, düşüncesi, ruhu sayesinde vardır. İnsanın vücudu, bir marangozun aletleri gibidir. İnsan ölünce, aletleri olmadığından, ruh bu aletlerle bir iş yapamaz. Ancak yine de, ruh ölü olmadığı için gider gelir, insanları tanır. Hatta evliyanın ruhları insanlara yardım eder. Bu yardım etmesi dünyadaki bedenindeki aletlerle değildir. Allahü teâlâ, ruhlara aletsiz de iş yapma özelliğini vermiştir.

Bir kimseye, başkasının bütün organları takılsa, o insanın aklında, düşüncesinde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri yerine, yeni aletleri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki bilgi, kabiliyet değişmez. Kesmeyen bir testere yerine, iyi kesen bir testere gelirse, daha kolay iş yapar.

Görmeyen gözün yerine sağlam göz takılırsa görür. Kanı, kalbi, beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez. Sağlam organ takılmışsa, daha kolay iş görür. Çünkü insan, ruh demektir.

Ruh:

“Can. Canlılık. Nefes. Cebrail(a.s.)…”,

“Bir kanun-u zîvücud-u haricî.”(sözler),

“Emir âleminden olup, beden ülkesini idare etmesi için kendisine müstakil bir varlık verilen bir kanun. Beden olmayınca da varlığını devam ettirebilen lâtif bir cisim.”

Bedenin ruh namına hareket etmesi, gayb âleminin şu şehadet âlemine hâkimiyetini temsil etmede. Ayaklar diledikleri yöne gitmedikleri gibi, şu dünya da kendi keyfince dönmüyor. Göz, kendi arzusuyla bakmadığı gibi, güneş de ışığını kendi iradesiyle vermiyor.

Beden şu âlemdeki birçok hâdisenin tesirinde kalır. Ama ruhun bedene tesiri bunların hepsinin üstünde. Aşırı soğuk da sinir sistemi üzerinde olumsuz tesir yapar; ama bu tesir hiçbir zaman bir ihanetin, bir zulmün, bir vefasızlığın tesiriyle kıyaslanamaz. Bazı gıdalar da tansiyonu yükseltici tesire sahip; lâkin bu yükseltme, üzüntünün, heyecanın tesirleri yanında küçük kalır…

Ruh ile beden arasındaki ilgi, bir bakıma, sesle mânâ arasındaki ilgiye benzer. Ses mânânın bedeni, mânâ sesin ruhudur. Bu ruh o bedenin ne sağındadır, ne solunda, ne içindedir, ne dışında… Mânâ, hayatiyetini devam ettirmek için sese muhtaç değildir. O, hâfızada sessizce durur, dimağda gürültüsüz meydana gelir, kalpte kelimesiz bulunur. Ancak, görünmek ve bilinmek istedi mi, işte o zaman, sese görev düşer. Ses, muhatabın kulağına varınca ömrünü tamamlar. Mânâ ise ondan sonra da varlığını sürdürür.

 

*

Peygamberimiz (asm), “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” buyurarak, kabir hayatının varlığını ve nasıl olacağını bize haber veriyor.

İnsanın ölmesiyle ruh vücuttan çıkıyor. Fakat var olmaya devam ediyor. Cenab-ı Allah ruh’a münasip daha güzel bir elbise giydirerek, kabir aleminde yaşamını devam ettiriyor. Ruh, mükafatı veya cezayı bu yeni giydiği elbise ile görecektir. (Sorularla İslamiyet Alaaddin Başar (Prof.Dr.))

*

İmam-ı Gazâlî de, kabir azabının hem cisme hem de ruha uygulanacağını ve Allah’ın (cc) dilediği zamana kadar süreceğini haber vermiştir. (İhya-yı Ulumi’d-Din) 

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki: Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. (El-mütekaddim)

 Ehl-i sünnetin ve hanefi mezhebinin reisi olan İmam-ı A’zam hazretleri buyurdu ki: (Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr Müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) [Kavl-ül fasl] ((Bu kitabı çok bilinmese de, bu bilgi “ehl-i sünnetin itikad prensipleri”ne uygundur. ))

 İslam âlimleri, kabir hayatının ahiret hayatından olduğunu, kabir azabının da ahiret azaplarından olduğunu bildirmişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)

Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması, hikmete ve ilahi adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlâ, ölüleri diriltmeye gücü yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her şeye kadirdir, Onun kudretinden şüphe eden(ler) kâfir(ler)dir. (M. Nasihat)

Karada ve denizde ölene de sual sorulur. Bu da ruhun bedene iade edilmesinden sonra olur. [Nuhbet-ül-leâli:116, BİDAYE:.91]

*

İbn-i Mende, ibn-i Abbâs (Radıyallahû anhüma)’dan rivayet etti­ğine göre şöyle demiştir: İnsanlar arasında davalar bitmez. Hattâ ruh ve cesed davalaşırlar. Ruh cesede der ki; «Sen yaptın!» Cesed de ruha der ki: «Hayır sen emrettin ve Sen plan kurdun.» Allah aralarında hükmetmek üzere bir melek gönderir.

Onlara der ki:

Sizin misâliniz şu iki adama benzer: Biri kör, diğeri kötürüm iki adam vardı. Bir bahçeye girdiler. Kötürüm dedi ki, meyveler görüyorum, fakat elim ulaşmıyor. Kör dedi ki: Bana bin. Kötürüm ona bindi, meyveleri aldılar.

İşte ey ruh ve beden! Bunların hangisi sorumlu diyen meleklere; (İkisi de sorumludur), derler.

Melek:

—İşte aleyhimize hükmettiniz, der. Demek, vücut ruhun bineğidir.

SELMAN (Radıyallahû anh)’dan mevkûfen rivayet edilen şu rivayet buna delil olur. . ibaresi ise şöyledir: Kalb ve cesedin misali, kör ve kötürümün misâli gibidir.

Kötürüm köre dedi ki: Ben meyve görüyorum, fakat ulaşamıyorum. Beni yüklen o da yüklendi, aldı, yedi ve köre de yedirdi.

Bu rivayet gösteriyor ki, ruhun yeri kalbdir. Doğruyu ancak Allah bilir. Her şeyin mercii O’dur. (İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kabir Alemi, Kahraman Yayınları)

BUNLARI DA OKU

 

KABİR AZABI VAR MIDIR? (1)
KABİR AZABI VAR MIDIR? (2)
KABİR AZABI YARGISIZ İNFAZ MI?

 

 

Minval News

Haberin Doğru Yolu!