VEFATININ 86. YILINDA MEHMET AKİF ERSOY

İstiklal Marşı’nın yazarı olmasından dolayı “Milli Şair” olarak tanıdığımız Mehmet Âkif Ersoy, vatanın dört bir yanının işgal edildiği bir zamanda manevi duygularla yazdığı  şiirleriyle hamiyet aşılamış büyük şairimizdir. 

Veteriner hekim, öğretmen, vaiz, hafız, Kur’an mütercimi de olan Akif, hayatını izzet ve şerefli bir şekilde geçirerek gelecek nesillere örnek olmuştur. 27 Aralık 1936’da vefat eden Mehmet Âkif Ersoy’u, rahmet ve dualarla anıyoruz.

Mehmed Âkif büyük oğlu Eminve küçük oğlu Tahir ile birlikte
(Ocak 1929; M. Ruyan Soydan koleksiyonu)

Hem din hem den eğitimi aldı

Mehmet Âkif’in doğumu ve ölümünün yer aldığı 20 – 27 Aralık haftası, Mehmet Akif’i Anma Haftası dolayısıyla, Mehmet Âkif’i torunu Selma Argon’a sorduk. Selma Argon, Mehmet Âkif’in yaşayan iki torunundan birisi. Argon, dedesi Mehmet Âkif’in hayatını, zorluklarla geçen bir ömrün saklı kalmış hikayesi olarak değerlendiriyor  ve bu hikayeyi anlatmak için Türkiye’nin birçok yerinde seminerler veriyor. Selma Argon, Mehmet Akif’i şöyle anlatıyor: “Dedem, 1873’te Fatih’te Sarıgüzel’de doğmuş. Annesi Buhara’dan Tokat’a, oradan İstanbul’a gelen bir ailenin kızı. Babası da Kosova’ya bağlı İpek Kasabası’ndan İpekli Tahir Efendi. Mehmet Akif Ersoy, dört yaşından itibaren babasından eğitim alıyor. Annesi Akif’in din hocası olmasını, tamamen dinle ilgilenmesini istiyor. Babası da din bakımından ben ona ne gerekiyorsa öğretirim, o müsbet okullara gitsin diyor. Dört yaşından itibaren Kur’an, Arapça öğrenmeye başlamış.  Mısır’dan yazdığı mektuplarda demir hafız oldum der, o derece vakıftır Kur’an’a. Dört yaşında merasimle okula gitmiş. Evde de fevkalade eğitim alıyor. Babası zaten profesördür. Fatih’te camilerde vaazlar, dersler verir. Babası O’nu Kosova’dan İstanbul’a gönderiyor, okuyup gelsin yaptırdığı camide vaiz olsun diye. Ama İstanbul’da kalmış. Mehmet Akif,  sınıflarını hep birincilikle bitiren, okumayı çok seven, öğrenmeye meraklı çok iyi yetişmiş bir çocuk. Fransızcayı kendi çabalarıyla kitap çevirecek kadar öğreniyor. Farsça ve Arapça da öyle. Mehmet Akif, 14 yaşında babasını kaybeder. Babasına benim hem babam hem öğretmenim diyecek kadar saygısı vardır. Ne öğrendimse babamdan öğrendim der. “


Mehmed Âkif’in 23 Cemâziyelâhir 1348

(26 Kasım 1929) tarihiyle Hilvan’dan torunu Ferda’ya gönderdiği imzalı fotoğrafı (M. Ruyan Soydan koleksiyonu)

“Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye’nin başkatibi”

Mehmet Âkif, iş hayatına atıldıktan sonra Tophane-i Amire veznedarı Mehmed Emin Beyin kızı İsmet Hanımla evlendi. Âkif’in vefatına kadar devam eden bu evlilikten altı çocukları dünyaya geldi. Başladığı memurluk hayatı da, istifa edip ayrıldığı, 1913 yılına kadar devam etti. Ancak, resmi görevler almaya devam etti. Mektep ve medreselerde öğretmenlik yaptı. 25 Ağustos 1918 tarihinde kurulan Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye’nin başkatipliğine atandı. Bu heyet, bir tür İslam Akademisi mahiyetinde idi. Üyeleri arasında, Bediüzzaman Said Nursi, Ahmed Cevdet, Hafız İsmail Hakkı, Muhammed Hamdi gibi, dönemin meşhur ilim ve fikir adamları yer aldı. Gayesi, Osmanlı ve İslam Aleminde ortaya çıkan dini meseleleri halletmek ve İslam’a yapılan hücum ve saldırılara cevap vermekti. Gerek vatandaşlar gerekse yabancılar tarafından sorulan sorular komisyonlarda görüşülerek resmen cevap verilmekteydi. Özellikle basın yoluyla yapılan hücumlara cevap verilmeye çalışıldı. Diğer taraftan üyeler muhtelif gazetelerde makaleler yayınlayarak, ferdi olarak da İslam’a hizmet etmeye çalışıyorlardı.


Mehmed Âkif Haziran 1936’da tedavi gördüğü Nişantaşı Sağlık Yurdu’nda
(M. Ruyan Soydan koleksiyonu)

22 Aralık 1893 tarihinde birincilik ile mezun olmasından sonra Orman ve Ma’adin ve Ziraat Nezare’Baytar Müfettiş Muavini olarak tayin edildi. 1895 yılında ilk eseri olan 7 beyitlik gazeli “Kur’an’a Hitab”, Servet-i Fünun Gazetesi’nde yayınlandı. 4 yıl boyunca Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da görev yaptı. Bu seyahatler Mehmet Akif’in düşünce ve yazın hayatını çok etkiledi.
mehmet-akif-ersoy-487
1 Eylül 1898’de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi’nde ve Resimli Gazete’de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca’dan yaptığı çevirilen yayınlandı. 1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebi’ne Kitabet-i Resmiye Muallimi ve 1907’de Çiftlik Makinist Okulu’na Türkçe öğretmeni olarak atandı. Ardından bir yıl sonra II. Meşrutiyet’in ilan edildiği dönem İstanbul’da Umur-i Baytariye Dairesi Müdür Muavinliği’ne getirildi. 1908-1910 yılları arasında “Sırat’ı Müstakim” dergisinde yazdığı dönem en ünlü şiirleri “Küfe” ve “Seyfi Baba” yayınlandı.

KURTULUŞ HAREKETİNE DESTEK VERDİ, GÖREVDEN ALINDI

Kısa bir süre sonra Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine tayin edilen Mehmet Akif, uzun süre bu kadroda kaldı. 1913’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. I. Dünya Savaşı sırasında bu cemiyete bağlı bir örgüt olan Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla Almanya’daki Müslüman tutsakların durumunu incelemek üzere Berlin’e gönderildi. Ardından Arabistan ve Lübnan’a gitmiş ve burada batı-doğu ayrımına şahit oldu. İstanbul’a döndükten sonra Darül-Hikmet-i İslamiye’nin başkatipliğine atandı. Miili Mütareke döneminde kurtuluş hareketine destek verdi. Balıkesir’de yaptığı konuşmadan dolayı İstanbul’daki görevinden alındı. Ankara Hükümeti’nin kurulmasından sonra Burdur Milletvekili olarak meclise girdi.

mehmet akif ersoy sözcü ile ilgili görsel sonucu

500 LİRAYI KABUL ETMEDİ, ORDUYA VERDİ

O sırada Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin desteği ile İstiklal Marşı için açılan yarışmaya giren Mehmet Akif Ersoy, 724 şiir arasından yarışmayı kazandı. 18 Mart 1921’de kabul edilen şiir, 1924 yılında Osman Zeki Üngör tarafından bestelenerek “Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Marşı” olarak ilan edildi. Mehmet Akif Ersoy yarışmadan kazandığı 500 lirayı kabul etmeyerek Türk Ordusu’na armağan etti.

EDİRNEKAPI ŞEHİTLİĞİ’NE DEFNEDİLDİ

Sakarya Zaferi’nden sonra İstanbul’a geldi ancak İslami uyanışçı düşünürlerden olan Mehmet Akif Ersoy, Cumhuriyet’in laik düzeninin oturması sebebiyle Mısır’a gitti. 1936 yılına kadar Mısır’da Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Siroz’a yakalanması üzerine 1935’te Lübnan’a, 1936’da Antakya’ya gitti. Hastalığının ilerlemesi üzerine ülkesine döndü ve 27 Aralık 1936’da İstanbul’da vefat etti. Mezarı Edirnekapı Şehitliği’nde bulunmaktadır.

İSTİKLAL MARŞI’NI TÜRK MİLLETİ’NE ARMAĞAN ETTİ

Mehmet Akif Ersoy’un en önemli eseri olan “Safahat”, 7 kitaptan oluşmaktadır. 1911 yılında yazdığı birinci bölümde osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini; 1912 yılında yazdığı “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı ikinci kitapta, Osmanlı aydınlarını işlemiştir. 1913’de Safahat’ın üçüncü bölümü olan “Halkın Sesleri”ni ve 1914 yılında dördüncü bölüm “Fatih Kürsüsünde”yi yazdı. Ardından 1917 tarihli “Hatıralar” ve I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerinin yer aldığı 1924 tarihli “Asım”ı yazdı. Son ve 7. bölüm olan “Gölgeler”i 1933 yılında yazdı. Şiirlerinin toplu olarak yer aldığı 7 kitaplık eserine “İstiklal Marşı”nı koymayarak bu eserini Türk Milleti’ne armağan etmişti.

Başlangıcı 1911 olan “Safahat”, 1933 yılında tamamlandı. Özmer Ziya Doğrul, Mehmet Akif Ersoy’un kitaplarına almadığı şiirlerini de ekleyerek eseri, 1943 yılında tekrar yayımladı. Ardından 1987 yılında M. Ertuğrul Düzdağ, eseri önceki baskıları arasındaki farkı gösteren yeni bir basımını yaptı. “Kur’an’dan Ayet ve Hadisler” ve “Mehmet Akif Ersoy’un Makaleleri” adlı çalışmaları da ölümünden sonra yayımlanmıştır.

Minval News

Haberin Doğru Yolu!