HUTBE YANLIŞ MI?

Ashâb-ı kirâm, “Ey Allah’ın Resûlü! Hayvanlara yaptığımız iyilikler için de mi sevap var?” diye sorunca Peygamberimiz şöyle buyurmuştu: “Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır.”

Peygamberimiz (s.a.s), bir kediye kızıp onu hapseden ve açlıktan ölmesine göz yuman bir kadının Allah’ın azabını hak ettiğini anlatmıştı.

En küçüğünden en büyüğüne kadar her hayvan, Allah’ın eseri olarak değerlidir ve O’nun tarafından insana emanet edilmiştir. İnsanoğlu, hayvanlara karşı insaflı, şefkatli ve merhametli olmakla mükelleftir.

İslam, hayvanlara zulüm ve işkence anlamına gelen, onları yaratılış amacına aykırı biçimde zorlayan her türlü davranışı yasaklar.

Hayvanlar da tıpkı bizler gibi yeryüzünün sakinleridir. Onların da yaşama, korunma, barınma gibi temel hakları olduğunu unutmayalım. Varlık âlemine sevgi, şefkat ve ibret nazarıyla bakalım. Hiçbir canlıyı incitmeyelim. Özellikle kış şartlarında hayvanlara karşı daha duyarlı olalım. Dinî, vicdanî ve insanî sorumluluğumuzu yerine getirerek Rabbimizin rızasına talip olalım.

*

Diyerek bitirdi hutbeyi.

Gök gürlemese de şimşek çakmasa da beyni zorlayan fikirler cirit atıyor beyin meydanlarında. Haber akışı gibi geçiyor gözünüzün önünden hapislerdeki minik çocuklar, anneler, babalar, amcalar, dedeler, nineler, kanserli hastalar, hamileler, fakir fukara mazlum vatandaşlar…

Zulme uğradığını söyleyen insanlar,

Haklarının, ekmeklerinin alındığını söyleyen insanlar,

Adalet isteyen insanlar,

Şaşırtıyor.

Hayvan haklarının bile bu şekilde kıymetli olduğu, Müslüman olduğu söylenen memleketlerde bu kadar önemliyken, insanların yaşadıkları anlaşılır gibi değil.

*

Garip bir durum. Bakıyorum söylenenlere mükemmel. Hiç eksik yok. Dört dörtlük. İçinde bulunulan hale bakıyorum içler acısı. Bizde mi diyorum, hayır.

Bütün İslam ülkeleri perişan, birbirinden beter.

E o zaman?

Yanlış giden, doğru gitmeyen ne?

Hutbede Kur’an ahlakından hadislerden ayetlerden salih amel yani iyi güzel işlerden bahsediliyor. Tamamen doğru, gram yanlış ve yamuk yok. Bakıyorum etrafıma acayip bir durum. Bir şeyler de, bir yerlerde sıkıntı var.

Nerede?

Bakıyorum konuşana, hutbeyi okuyana tekleyerek, duraklayarak yanlış okuyup düzelterek okuyor.

Duygu mu?

Ne gezer, Hak getire.

Hutbeyi hazırlayanı bilmiyorum ama okuyanın okuduklarına inanmadığı fikri oluştu bende.

Neden?

Zannediyorum ki inansa ve okuduklarını yaşasa, kekelemez, duraklamaz bir çırpıda okur, dinleyenlere de tesiri olur. Maalesef ki dinleyenlere tesiri olmadığı çevreye bakınca alenen görülüyor, buna göre arıza, okunan ya da verilen bilgilerde değil.

Arıza nerede?

Kimde?

Tedavi mi?

Tedavisi yok bu işin…

Var, fakat hastalığın olduğunu, tedaviyi ve hatta tedavi süresince maddi manevi rehabilitasyonu kaç kişi kabul eder?

Zorlu süreçtir.

Fedakârlık isteyen bir süreçtir.

Onurlu izzetli bir duruş sergilenmesi gereken süreçtir.

Bu ise bu devirde ve bu mevcutla sanırım olmaz.

Söyleyecek, yaşayacak, yaşadığında samimi olacak, bir çıkar ve beklenti içinde olmayacak, sorarım size, mümkün mü?

Evet mümkündür.

Hayır, mümkün değildir.

Mesele hutbe okuyan mı?

Hayır…

Dinleyiciler neden gerekeni yapmıyor?  

Örnek arıyor iyi örnek…

Ağzı iyi laf yapan değil yaşantıda iyi örnek…

07.02.2021

Abdullah SARIGÜL

 

Minval News

Haberin Doğru Yolu!