SON MEKTUP

Medyaya yansıyan mektup

SON MEKTUP

 

Yazdığın son mektup şu an elimde 
Okuyup ağlıyorum her kelimede 
Demek ki yalanmış aşkın sevginde 
Mutlu ol diyorsun sensiz olur mu 

Teselli artık neyi değiştirir ki 
Elinle kabrimi kazdın demek ki 
Ben zaten dünyada gün görmedim ki 
Son darbeyi vurdun bu son mektupla 

Mevzumuz tabi ki yıllardır sevilerek dinlenen, Zerrin Özer’in Son Mektup isimli şarkısı değil. Ama yine de tüm şarkı severlere hediye olsun.

Şöyle hafızalarda bir tazeleme yapalım.

Keşke meseleler çözülse, keşke milli kaygılar şahsi menfaat, oy, seçim söylemlerinin çok üstünde olsa..!

Keşke…

*

Tunceli Üniversitesinde bir öğretim üyesi olan Doç. Dr. Ali Kemal Özcan İmralı’ya giderek terörist başı Abdullah Öcalan ile görüşüyor ve ondan bir mektup getiriyor.

Mektup tam da seçimlerden iki gün önce, 21 Haziranda kamuoyuna duyuruluyor. Hiçbir şey olmasa bile bu işte bir şey var denir, çünkü bu siyasi makamların onayıyla olan bir iştir, yıllarca tecrit halinde olan bir kişiyle seçim öncesi akrabası dahi olmayan birisi, terörist başının avukatı bile olmayan birisi gidip görüşecek, oradan mektup getirecek.

Bu çok soruları akla getirir.

Bu mektupta aktarılanlar direk ya da dolaylı olarak mevcut iktidarı destekler niteliktedir. Oy verilir ya da verilmez fakat hal böyleyken bu siyasi bir manevra mıdır sorusu akla ilk gelen sorulardan olmaz mı?

AKP sözcüsü Ömer Çelik bu görüşme hakkında “Bahsettiğiniz kişi başvurmuş, başvurusu kabul görmüş ve bu başvuru gerçekleşmiş. Burada bu başvuru normal kanuni mekanizmalar içinde gerçekleşmiş ve olumlu karşılanmış ve görüşme gerçekleşmiş. Terörist başı tarafından mesaj bu şahsa verilmiş ve bir şekilde ortaya çıkmış.’

Dese de vicdanlar bu açıklamayla ikna olmuyor, olmaz.

İlk paragrafta kendini överek mektuba başlıyor. Vatandaşlara hitap ediyor sonrasında. Buna da insiyatif kullanma diyor.

Aslında bu da onun bir siyasi manevrası. Bir pazarlık aracı olarak mektubu kullanma.

Saygı Öztürk ‘PKK’nın başı Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana İmralı Cezaevi’nde. Yargılanması, Yargıtay tarafından cezasının onanması 100 günü bile bulmamıştı. Tamamen serbest bırakılmazsa bile cezasını evde çekmek için çaba gösteren Abdullah Öcalan, bu yüzden iktidarın istekleri doğrultusunda hareket ediyor. Kardeşi Osman Öcalan da, kendisine ceza verilmemesi halinde Türkiye’ye dönmek istiyor.’ Diyor.

Yani pazarlıklar iç içe mi?

Ve sadece bu kadar mı diye de akla gelmiyor değil.

*

Abdullah Öcalan’ın mektubu tartışılırken bu sefer kardeşinin adı gündeme geldi. Bu da seçim öncesi…

Devletin kurumu devletin düşmanı Osman Öcalan ile röportaj yapıyor!

AKP’nin kendi içi bile bu durumdan rahatsız. Şehitler verilmişken, şehit aileleri varken onların gözüne baka baka bir katille röportaj yapmak hangi Türkçe kelimeyle izah edilir?

‘Osman Öcalan’ın TRT Kürdi’deki röportajına ilişkin, “Bu gelişmeler ortaya çıkınca örgüt içindeki kirli ilişkiler ve benzeri konularla ilgili olarak TRT Kürdi’nin muhabirine bahsettiğiniz şahıs beyanat vermek istiyor(!). Bu ve benzeri beyanatlar geçmişte de çeşitli yayın organlarında görüldü. TRT Kürdi Türkiye’nin dışında bölgede geniş bir yayın ağına sahip stratejik bir kanal. Bu bölgelerde PKK’nın gerek diğer etnik grupları gerekse Kürt grupları istismar etme faaliyetleri sürüyor. Batılı bir takım STK’lara karşı demokrasi söylemi üzerinden bir faaliyet yürütüyorlar. Televizyon kanallarını gençlere karşı kullanıyorlar. TRT Kürdi bu röportaj vasıtasıyla bu kirli ilişkilerin ortaya çıkmasına imkan veren bir tutum ortaya koymuştur’ diyor AKP sözcüsü Ömer Çelik. Ancak bu sözleriyle ortamı yumuşatmaya çalışsa da toplum üç beş oy uğruna böyle bir işe girişildiğini düşünüyor. Nitekim tepkisi de seçim sonuçlarına yansıdı. 

*

Durumun vahametini izaha kelime yokken, AKP’li Özlem Zengin haklı tepkisini şöyle gösteriyor.

“Kim, nerede, nasıl, kırmızı bültenle aranan bir kişiyle röportaj yaptı? Bunu ben de öğreneceğim, öğrenmek isterim. Nihayetinde bunun bir bedeli var. Buradan bakıldığında bu parti içinde hiç kimse bunun normal olduğunu asla iddia edemez. Olmaması gereken bir şeydir. Haber yayıncılığı bu şekilde olamaz. TRT, kırmızı bültenle aranan birine mikrofon uzatamaz. Belki başka haber kanalları istiyorsa bunu yapabilir ama TRT bunu yapmamalıdır. Bu nedenle biz de bu konunun takipçisi olacağız.”

*

Bana garip geldi

 

Mektuptu röportajdı haberleri, tepkileri havada uçuşurken malumunuz seçimler yapıldı. Sandıklar kapandı. Oylar sayılmaya başladı. Kimisi umduğunu buldu kimisi hayal kırıklığı yaşadı.

Kazananı kimisi tebrik ederken kimileri hiç o tarafa bakmadı.

Birçok açıklama içinde bana seçim sonucu ile ilgili şu açıklama garip geldi.

Güldüm bıyık altı…

Devlet Bahçeli grup toplantısında “Türk demokrasisi, güçlü vasfını bir kez daha göstermiştir. Sandık şaibeden arındırılmış, ahlak ve yasa dışı müdahalelerden, oy hırsızlarından korunmuş ve kurtarılmıştır.’ Dedi.

Ancak bu, şunu da anlatır dolaylı olarak.

Zira seçimi kendileri kazansa,

Ya da rakiplerinin oyu düşse,

O zaman ‘sandık oy hırsızlarından korunmuş ve kurtarılmış oldu’ dediğinde rakipler anlaşılır.

Rakiplerin oyu artınca, iş tersine yani bu sözler kendilerine dönmüş olmaz mı? 

*

Bence kıymetli sözler

 

Seçim sonucu içinde şu sözler de kıymetli.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin adayı kaybetmiş olmasına rağmen “İstanbul’un menfaatine yönelik gerçekçi projelerle gelirse tabii ki AK Parti grubu bunu destekleyecektir. Fakat kabul edilemeyecek projelerle gelirse, İstanbul’un menfaati için bu tarz projeleri asla desteklemeyeceğiz.” Diyor Ekrem İmamoğlu için.

Olması gereken de bu.

*

‘İstanbul’un menfaati, gerçekçi projeler’ nedir derseniz ben de bilmiyorum. Bunu da sanırım bekleyip göreceğiz. 03.07.2019

 

Analiz – Yorum

Abdullah Hoşgör

 

 

 

Minval News

Haberin Doğru Yolu!