BAHÇENİZE YAPTIRACAĞINIZ YÜZME HAVUZU DEPREMİ TETİKLER!

BAHÇENİZE YAPTIRACAĞINIZ YÜZME HAVUZU DEPREMİ TETİKLER!

 

Bahçenize yaptığınız yüzme havuzu depremi nasıl tetikler?

Hiçbir şekilde…

*

Günlerdir konuşulan fakat kimilerine göre taa AKP genel başkanının belediye başkanlığı dönemlerinde hayalini kurduğu bir proje, kimilerine göre ‘istiklal ve istikbal’  projesi, kimilerine göre de ihanet projesi.

İster ideolojik düşünün ister çevreci düşünün ister ekonomik isterse de sükseli olarak düşünün, bir proje önüyle arkasıyla, faydasıyla zararıyla, artısıyla eksisiyle düşünülüp, ülkeye, geleceğe getirisi ne olacak, ülke istikbalini karartacak mı ağartacak mı, istiklal ve istikbalimize nasıl bir katkı sağlayacak diye, ataların da tabiriyle kırk ölçüp bir biçilerek yapılmalı.

Hele ki büyük projeler ülkenin kaderinde etkili olacak projeler çok daha hassasiyet gerektirir.

Atlasanız da zıplasanız da ben kafaya koydum bu yapılacak demek, bu kararda ne kadar konsensüs olduğunu, ne kadar demokrat bir karar olduğunu, aklı olanlara düşündürtür.

Meclis aritmetiğiyle ya da mecliste torba yasa içine koyarak biz bu denli büyük projeleri yaparız demek, inanılan ve var olduğu söylenen demokrasiye ve onun ilkelerine ne kadar uyar?

Bu projelerde partili partisiz ayrımı yapmadan, ideolojik körlüklere girmeden, uzman, çevreci vatandaş gibi o projeden dolaylı ya da direk etkilenenlerin görüşüne de başvurulmalıdır.

Elbette kararı siyasetçiler, yetkililer alacaktır ama o karardan etkilenenler de karar alanlara fikirlerini beyan etmeliler ki fikirleriyle paydaş olarak karara katkı sağlamalılar.

*

Çernobil felaketi (1986) sonrası, çaylarda radyasyon olduğu iddialarını yalanlamak, çaydaki radyasyonun tehlikeli olmadığını ispatlamak için kameralar önünde çay içerek poz veren ANAP’ın kurucularından eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, bu hareketini 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “İç de millet rahatlasın” diye önerdiğini söylemiş olsa da bu tutum ne kadar bilimseldir?

Onun çay içmesi vatandaşı ne kadar rahatlatır?

İkna ediciliği ne derecede olur?

Siyasetçiye güvenemeyen insanların akıllarına, belki de o içilen çay Çernobil felaketinden önce yapılan hasatların ürünüdür, bizim gözümüzü boyayıp aklımızı çelmek istiyorlar, diye gelmez mi?

*

Yıllar önce pandemik gribin (domuz gribi), ortalığı kasıp kavurduğu günlerde günün Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Sağlık Bakanlığının Daire Tabipliğinde kameralar önünde pandemik grip (domuz gribi) aşısı yaptırmıştı.

Ortamı sakinleştirme düşüncesi belki siyasi bir kaygı ile yapılmış olsa da bu aşı şovun vatandaş üzerinde ne kadar inandırıcı olduğu elbette tartışılır.

Zira bu gösterimden sonra günün Başbakanı Erdoğan‘ın “Ben aşı yaptırmayacağım” “Aşı konusu zorla olmaz‘‘ ‘‘Bu iş öyle cebren olmaz. İsteyen olur, istemeyen olmaz. Zaten bu konuda otoriteler de ikiye ayrılmış durumda.” Demesi oluşan olumlu havayı nasıl etkiler?

Ya da aşılanmayı tartışmaya açmaz mı?

Bakanın o aşı çıkartması güme gitmez mi?

Tesir kırılmaz mı?

Hangisi bilimsel, diye sormaz mı aklı olan ve düşünen insanlar?

*

Ankara’da suyun sağlığı tehdit ettiğine dair açıklamalarda bulunanları “ideolojik davranmak”, “İnsanları yanıltmak” ve “laf ebeliğiyle bilimin arkasından dolanmak” ile eleştiren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek basının karşısına geçip Ankara’nın suyunun temiz olduğunu ispatlamak için bir bardak su içmesi ne kadar bilimsel ne kadar duygusal?

Temmuz raporu ile yani eski raporu gösterip biz kandırıyorsunuz, Ağustos raporu nerede diyen vatandaşlar başkanın su içmesine ne kadar inanmışlar?

İçilen suyun vatandaşın gündeme taşıdığı şebeke suyu olup olmadığı bile siyasetçiye güven sıkıntısı yaşayan vatandaşın aklına gelmez mi?

Bilimsel mi bu açıklamalar, diye sormaz mı aklı olan ve düşünen insanlar?

*

Kanal İstanbul projesiyle alakalı konuşan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum “Deprem 7 kilometre derinlikte olacak. Bu Kanal İstanbul nasıl depremi tetikleyecek arkadaşlar? Bahçenize yaptığınız yüzme havuzu da o zaman depremi tetikler.” Dese de vatandaşlar tedirgin olmakta haklı değil mi?

Deprem korkusu vatandaşın aklında fikrinde. Kısmen geri planlara zaman zaman gitse de akıllardan çıkmıyor. 17 Ağustos depreminden sonra, geliyor gelecek denilen bir deprem insanların aklında.

Depreme yönelik nasıl bir hazırlık yapıldığı bilinmiyor. Vatandaş olası deprem vakasında başına neler gelebileceğini düşünüp tedirgin olmakta haklı değil mi?

Yapılacak kanalda tonlarca patlayıcı kullanılacak olması vatandaşı endişeye sevk etmez mi?

Oluşan, oluşturulan çevresel değişiklikler olası depremi tetikleyebilir diye akıllarda bir endişe olamaz mı?

Bu ve benzer soruları ‘Bahçenize yaptığınız yüzme havuzu da o zaman depremi tetikler.’ Sözüyle giderilir mi?

Endişelenen vatandaşı ikna eder mi?

Endişelenmeyin demek yeterli mi? Bir siyasetçi sözü bütün bu ve benzer endişeleri sihirli bir iksir gibi giderir mi?

Siyasetçilerin aynı konuyla alakalı birbiriyle tutarsız görüşleri olur diye düşünülen, siyasetçilere güvenin iyice azaldığı zamanlarda, vatandaşın endişe duyması normal değil mi?

Akıllar fikirler, vicdanlar ikna edilmeli değil mi?

*

Çernobil faciası Karadeniz çayına zarar vermedi deyip çay içen, Ankara’nın suyunu bir bardak su içerek kirli değil diyen, bahçenize yaptığınız yüzme havuzu depremi ne kadar etkilerse kanal İstanbul da o kadar etkiler diyen arasında ne fark var?

Bilimsel verilere dayanmadıktan sonra kimi ikna edebilir?

Akılları ikna edemedikten sonra fikirler sükûnete erer mi?

Kimse bu konuda alınmamalı, darılıp ben yapacağım ya da biz yaptırtmayız dememeli.

Her ne olursa olsun yapacağız diyenler, neden yapılması gerektiğini, artısıyla eksisiyle yandaşını değil muhaliflerini de ikna etmeli.

Her ne olursa olsun yaptırtmayız diyenler de neden yapılmaması gerektiğini, artısıyla eksisiyle taraftarlarını değil muhaliflerini de ikna etmeli.

Ki böyle önemli projeler ulusal mutabakatla yürütülmeli.

Vee; ülkenin geleceğini ilgilendiren Kanal İstanbul gibi büyük projelerde veya taslaklarda siyasi çıkar, rant gibi ahlaksız durumlar ortamı asla kirletmemeli.

04.01.2020

Emir Alp GÜNDÜZ

Minval News

Haberin Doğru Yolu!