İSLÂM’DA KAZA NAMAZI DİYE BİR ŞEY VAR MI?

 

BAZILARI “İSLÂM’DA KAZA NAMAZI DİYE BİR ŞEY YOK” DİYORLAR, DOĞRU MU?

Şöyle diyor Allah Rasulü (SAV):

A (2340)- Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim bir namaz unutacak olursa hatırlayınca derhal kılsın. Unutulan namazın bundan başka kefareti yoktur.”

Kaynaklar müteakip rivayette.

 

B (2341)- Buhârî ve Müslim’in bir diğer rivayetinde şöyle denmiştir: “Sizden biriniz namaz sırasında yatmış idiyse veya namaza karşı gaflet etmiş (ve unutmuş) ise, hatırlar hatırlamaz onu kılsın. Zîra Allah Teâlâ Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Beni anmak için namaz kıl!” (Tâhâ 14).  (Buhârî, Mevakîtu’s-Salât: 37; Müslim, Mesâcid: 314, (684); Tirmizî, Salât: 131, (178); Ebû Dâvud, Salât: 11, (442); Nesâî, Mevâkît: 52, 53, (2, 293, 294).

 

AÇIKLAMA:

 

1- Bu iki hadisin, müteakiben kaydedeceğimiz başka vecihlerinde esbâb-ı vürûdu da belirtilmiştir. Buna göre: “Hayber seferi dönüşünde İslâm ordusu, gecenin baş tarafında yol alır. Bir ara askerlere uyku bastırınca Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bilâl-i Habeşî (radıyallâhu anh)’yi nöbetçi bırakarak orduya istirahat verir. Nöbet sırasında Bilal de uyur. Ertesi sabah güneşin hararetiyle uyanırlar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oradan uzaklaşmalarını emreder. Bir müddet sonra, ordu namaz için, Aleyhissalâtu vesselâm’in işaretiyle durur. Askerler abdest alıp kaçırılan sabah namazını kaza ederler. Namaz bitince Efendimiz: “Kim bir namaz unutacak olursa hatırlayınca hemen kılsın, zîra Cenâb-ı Hakk “Beni anmak için namaz kıl” buyurmuştur” der.

2- Bu hadis çok farklı yorumlara tâbi tutulmuş, ihtiva ettiği ahkâm hususunda ihtilaflı neticelere varılmıştır. Bu farklılıklara, âyet-i kerîmenin kıraatindeki ihtilaf da müessir olmuştur. Biz fazla teferruâta girmeden mühim birkaç noktaya temas edeceğiz:

* Hadisin zâhiri, kaçırılan namazla, eda edilecek namaz arasında, tertibe riâyet edilmesini âmirdir. Yani bir namaz, unutma veya uyuma sebebiyle kaçırılırsa o kaza edilmeden vakti girmiş bulunan müteakip namaz kılınamaz. İmam Mâlik kaçırılan namaz kaza edilmeden vaktin namazı kılındıktan sonra hatırlanması halinde, kaçırılan namazın kazaen kılındıktan sonra vaktin namazının ikinci sefer yeniden kılınması gerektiğine hükmetmiştir.

* Kaçırılan namaz kerâhet vaktinde hatırlanmış ise, Hanefîlere göre bu vakitte namaz kılınamaz. Mâlik ve Şâfiî, Evzâî, Ahmed ve İshak (rahimehumullah)’a göre, kaçırılan namazlar kerâhet vakitlerinde dahi kaza edilir. Bunlara göre, mekruh vakitlerde de kılınır. Zîra sadedinde olduğumuz hadis, “hatırlayınca” diye mutlak gelmiştir, mekruh vakitler bu ıtlaka dahildir.Sahabeden bazılarının (Hz. Ömer, İbnu Ömer, Sa’d İbnu Ebî Vakkas, İbnu Mes’ud, Selman (radıyallâhu anhüm): “Namazı kasden terkeden kimseye kaza yoktur” dediği rivayet edilmiştir. Buna kâil olanlara şöyle cevap verilmiştir: “Unutarak namazı kılamayana kaza gerekirse, bilerek terkedene evleviyetle lazım gelir. Hadiste meselenin ehemmiyetini tesbit için hafifi zikredilmiştir. Unutarak bırakana kaza gerekirse, bilerek terkedene daha fazla kaza gerekir. Üstelik unutan mazurdur, bıraktığı için günaha girmez, kaza edince borcunu eda etmiş olur. Öbürünün hadiste zikredilmemesi, ednayı zikrederek âlâya (daha ehemmiyetliye) tembih kabilindendir. Ayrıca “Kasden bırakana kaza gerekmez” diyenler, bunu unutmaktan daha hafif gördükleri için söylememişlerdir. Bilakis daha fena buldukları için öyle söylemişlerdir. “Bu isyandır kazakaza ile telafi edilmez, boşuna zahmet çekmesinler” mânasında bir değerlendirmedir, ağır bir tevbihtir.

* Kaçırılan namazlar kaza edilirken ikâmet ve ezan okunmalı mı okunmamalı mı? Bu hususta da ihtilaf edilmiştir. Ahmed İbnu Hanbel ve Hanefîlere göre okunması gerekir. İmam Şâfiî’nin bu husustaki görüşü ihtilaflıdır. Ercah görüşe göre kamet okunur, ezan okunmaz.

* Kazaya kalan namaz bizzat kılmaktan başka bir surette telafi edilemez. Sözgelimi onun yerine başkası kılamaz, sadaka vs. ile kefareti ödenemez. Ancak âlimler, çok borcu olan kimsenin ölürken, namazlarına bedel fidye verilmesini vasiyet etmiş olması durumunda, bu vasiyetin yerine getirileceğini söylemişlerdir.

 

C (2342)- Ebû Katâde (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah’la beraber bir gece boyu yürüdük. Cemaatten bazıları:”Ey Allah’ın Resûlü! Bize mola verseniz!” diye talepte bulundular. Efendimiz: 

“Namaz vaktine uyuyakalmanızdan korkuyorum” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Bilâl: “Ben sizi uyandırırım!” dedi. Böylece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilâl de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyuyakaldı.

Güneşin doğmasıyla Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) uyandı ve:

“Ey Bilâl! Sözün ne oldu?” diye seslendi ve Hz. Bilâl: “Üzerime böyle bir uyku hiç çökmedi” diyerek cevap verdi. Aleyhissalâtu vesselâm:

“Allah Teâlâ Hazretleri, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey Bilâl! Halka namaz için ezan oku” buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, kafileye cemaatle namaz kıldırdı.” Kaynak 2347. hadisten sonra toptan gelecek.

 

D (2343)- Bu hadis Ebû Dâvud’un bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Güneşin harareti onları uyandırınca kalktılar, bir müddet yürüdüler, sonra tekrar konaklayıp abdest aldılar. Hz. Bilâl (radıyallâhu anh) ezan okudu. Sabahın iki rekatlik (sünnet) namazını kıldılar, sonra da sabah namazını (kazaen) kıldılar. Namazdan sonra hayvanlara binip yola koyuldular. Giderken birbirlerine: “Namazımızda ihmalkârlık ettik” diye yakınıyorlardı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Uyurken (vâki olan namaz kaçması) ihmal sayılmaz, ihmal uyanıklıktadır. Sizden biri, herhangi bir namazda gaflete düşer kaçırırsa, hatırlayınca onu hemen kılsın. Ertesi sabahın namazı da mûtad vaktinde kılınır” buyurdu.”

 

E (2344)- Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “Namaz(ın kaçmış olmasın)dan korkarak kalktık, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Ağır olun, ağır olun, bunda bir taksiriniz yok!” buyurdu. Güneş yükselince de:

“Sizden kim sabahın iki rekat sünnetini (mûtad olarak) kılıyor idiyse yine kılsın” dedi. Bu emir üzerine kılan da, kılmayan da kalkıp sünnetini kıldı. Sonra Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaz için kâmet emretti. Kâmet getirildi. Efendimiz kalktı ve bize namaz kıldırdı. Namaz bitince:

“Haberiniz olsun, Allah’a hamdediyoruz ki, bizi namazımızdan, dünyevî işlerimizden herhangi biri alıkoymuş değildir. Ancak ruhlarımız Allahu Teâlâ’nın kabza-i tasarrufundadır, dilediği zaman onu salar. Sizden kim sabah namazına, sabahleyin mûtad vaktinde kavuşursa, sabah namazıyla birlikte bir mislini de kaza etsin!” dedi.”

 

F (2345)- Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesâî’nin bir diğer rivayetinde şöyle gelmiştir: “Şunu bilin ki, uykuda ihmal sözkonusu değildir. İhmal (yani taksir), diğer bir namazın vakti girinceye kadar namazını kılmayan için mevzubahistir.”

 

G (2346)- Müslim’in Ebû Hüreyre’den kaydettiği bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “…Güneş doğuncaya kadar uyanmadı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Herkes bineğinin başından tutsun (ve burayı terketsin). Zîra burası bize şeytanın musallat olduğu bir yerdir!” dedi. Biz de emri yerine getirdik.”

 

H (2347)- Ebû Dâvud’un Ebû Hüreyre’den kaydettiği bir rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Size gaflet gelen bu yeri değiştirin!” buyurdu.

(Buhârî, Mevâkît: 35, Tevhîd: 31; Müslim, Mesâcid: 309-311; Muvatta, Vaktu’s-Salât: 25; Ebû Dâvud, Salât: 11, (435-441); Tirmizî, Salât: 130, (177), Tefsir, Tâhâ (3162); Nesâî, Mevâkît: 53, 54, 55, (1, 294-298), İmâmet: 47, (2, 106).

 

AÇIKLAMA:

 

1- Son altı hadis aynı vak’ayı anlatmaktadır: Hayber’in Fethinden sonra Medîne’ye dönerken, yolda sabah namazı sırasında bastıran uykunun, İslâm ordusunda nöbetçiye de galebe çalması sebebiyle namaz kazaya kalır. Vaktinde kılınamayan bu namaz, kuşluk vaktinde kaza edilir.

Bu vak’a muhtelif tariklerden nakledilmiştir ve görüldüğü üzere rivayetler arasında, çoğunlukla birbirini tamamlayıcı farklılıklar mevcuttur. Bu farklı anlatımlara, Resûlullah’ın delil olarak zikrettiği âyetin lizikrî veya lizikrâ şeklindeki okunuşundan gelen ihtilaf da inzimam edince 2341. hadiste belirttiğimiz bazı farklı anlam ve yorumlar ortaya çıkar.

Sözkonusu ihtilafların mühimlerini orada zikrettiğimiz için burada tekrar etmeyeceğiz. Ancak şunu belirtmek isteriz ki: Ashab, uyku sebebiyle sabah namazlarının kaçırılmış olmasından, ziyade korku ve telaş izhar eder. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bu vak’ada kasıt bulunmadığı için korkuyu gerektitiren bir ihmalin söz konusu olmadığını söyler. Ayrıca korkmayı gerektiren ihmalin, bir vaktin namazını bile bile müteakip vaktin girmesine kadar kılmamak olduğunu belirtir. Müslim’in bir rivayetinde: “…Hayvanlarımıza binince “Namazda yaptığımız bu taksiratımızın kefareti nedir?” diye birbirimizle fısıldaşmaya başlamıştık. Buna muttali olan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Bende size güzel örnek yok mu? (Ben de namazımı kaçırdım, bu bir taksir değildir. Üzülmenizi gerektiren) gerçek taksir ikinci vaktin girmesine kadar bilerek namazınamazı terketmektir” der.

2- Burada belirtmemiz gereken bir husus 2344 numaralı hadisle ilgilidir. Bu hadis, bütünü ile ele alınınca, sabah namazını uyku sebebiyle kaçırma hadisesini Mûte seferi sırasında gösterir.

Muhaddisler, bu hadisin râvilerinden olan Hâlid İbnu Sümeyr’i hadiste üç ayrı yerde vehme düşmekle itham etmişlerdir:

  1. a) Hadisenin Mûte seferinde cereyan etmesi. Zîra bütün râviler, Hayber dönüşünde olduğunda ittifak eder.
  2. b) Hadiste geçen: “Sizden kim sabahın iki rek’at sünnetini (mûtad olarak) kılıyor idiyse yine kılsın” cümlesi, Bu ifade, sabahın sünnetini kılıp kılmamakta ashap serbestmiş, bazıları kılmıyormuş gibi bir mâna mevcuttur. Halbuki bu sünnet müekkeddir, sabah namazı kazaya kaldığı takdirde, bu sünnet dahi kaza edilir. Binaenaleyh râvinin vehmi açıktır.
  3. c) “…Sabah namazıyla birlikte bir mislini de kaza etsin…” cümlesi. Bu ifade, kazaya kalan sabah namazının, o gün kuşlukta kaza edilmeyip ertesi günü sabahına bırakıldığını ifade eder. Halbuki, o gün kazaya kalan namaz ertesi sabaha bırakılmamıştır, aynı günün kuşluğunda kaza edilmiştir. Nitekim Hâlid İbnu Sümeyr dışındaki ravilerin rivayeti bu hususta ittifak ederler.

 

I (2348)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) gecenin evvelinde yürüdü, sonuna doğru uyku molası verdi. Ancak güneş doğuncaya -veya bir kısmı ufuktan çıkıncaya- kadar uyanamadı. (Uyanınca) namazı hemen kılmadı. Güneş yükselince namazı kıldı. İşte bu orta namazdır (Salâtu’l-Vustâ).” Nesâî, Mevâkît: 55, (1, 299).

 

AÇIKLAMA:

 

1- İbnu Abbâs (radıyallâhu anh)’ın anlattığı bu vak’a da önceki hadislerde daha teferruatlı olarak anlatılmış olan Hayber Fethi dönüşünde vukua gelen ve sabah namazının kazaya kalmasına sebep olan uyuma hadisesi olmalıdır.

2- Bu rivayette salâtu’lvustâ’nın sabah namazı olduğu ifade edilmektedir. Salâtu’l-Vustâ, beş vakitten biridir. Kur’ân-ı Kerîm bilhassa salât-ı vustâ’nın korunmasının ehemmiyetine dikkat çeker: “Namazlara ve orta namaza devam edin” (Bakara 238). Orta namazının hangi vaktin namazı olduğu rivayetlerde çok sarih değildir. Bu sebeple ulema beş vaktin hepsine şâmil olan çeşitli ihtimal üzerinde durmuştur. Ancak başta İmâm-ı Âzam olmak üzere çoğunluğun tercih ettiği görüşe göre bu, ikindi namazıdır, sabah namazı değil.

 

İ (2349)- İmam Mâlik, Zeyd İbnu Eslem’den naklen anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Muhakkak ki, Allah, ruh-larımızı kabzetmektedir. Dilerse onu, bize bundan başka bir vakitte iade eder.”

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle söyledikten sonra Hz. Ebû Bekri’s-Sıddîk (radıyallâhu anh)’a yönelerek:

“Şeytan (bu gece) namaz kılmakta iken Bilâl’e geldi ve onu yatırdı. Uyuması için bir çocuk nasıl sallanarak avutulursa öylece onu da sallayarak uyuttu” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonra Bilâl’i çağırdı. Gelince Bilâl, Resûlullah’a onun Hz. Ebû Bekr’e anlattığının tıpkısını haber verdi. Hz. Ebû Bekr bu işittikleri karşısında: “Şehadet ederim ki, sen Allah’ın Resûlüsün!” demekten kendini alamadı.” (Muvatta, Vukûtu’s-Salât: 26, (1. 14–15).

 

 AÇIKLAMA:

 

1- İmam Mâlik, bu rivayeti, Zeyd İbnu Eslem’den muallak (senetsiz) olarak yapmıştır. Ancak aynı mealde olmak üzere, daha önce kaydettiğimiz rivayetler senetli ve sahih olarak gelmiştir.

2- Rivayetin Muvatta’daki aslı uzundur, Teysir kısaltarak almış. Tayyedilen teferruât önceki rivayetlerde çoğunlukla geçtiği için, burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Sadece Resûlullah’ın namaz için bir başka vadiye intikal edilmesini emrederken, uyunulan yer için: “Burası şeytanlı bir vadidir” dediğini kaydetmek isteriz.

3- Namazın kaza edilmesi için bir başka vadiye intikal emrinin sebebi, rivayetlerde tam açık değildir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) burada vadinin şeytanlı olduğunu ifade buyurmuştur. Menfi şeylere şeytanın sebep gösterilmesi, Hz. Peygamber’in hadislerinde sıkca yer verilen bir üslubtur. Hayırlı şeylerde meleğe îmana, cennete vs’ye nisbet edildiği gibi. Âlimler, daha başka sebepler arayarak: “Askerler namaz ahvaliyle meşgul oldukları için”, “Düşmandan sakınmak için”, “Uyuyanların iyice uyanıp, tembellerin canlanması için”, “Uyanma anları kerâhet vakti olduğu için” vs. demişlerdir.

Âlimlerin bir kısmı, bu rivayetlerden hareketle, “İbadette gaflete sebep olan yerden uzaklaşmanın müstehap olduğu”na hükmetmişlerdir.

4- Hadiste yer verilen ruhun Allah tarafından kabzı ve dilediği zaman iadesi meselesi ile ilgili olarak İzzü’bnu Abdi’s-Selâm şu açıklamaya yer vermiştir: “Her cesedde iki ruh vardır. Biri Rûhu’lyakaza, cesedde bulundukça kişi uyanık olur. Kişi uyuyunca bu ruh cesetten çıkar ve rüyalar görür. İkincisi rûhu’lhayat’tır. Bununla alakalı ilahi kanuna göre, bu ruh bedende bulundukça ceset canlıdır, bedeni terketti mi ceset artık ölür, cesede dönünce, beden canlanır. Bu ki ruh, cesedin içindedir. Bunların gerçek yerini de, Allah’ın buna muttali kıldığı kimseler bilebilir. Bunlar bir kadının tek karnında beraberce bulunan iki cenin gibidirler.”

Âlimimiz açıklamasına Kur’ân’dan delil kaydederek şöyle devam eder: “Ruhun kalbte olması, nazarımda ihtimalden uzak değildir. Hayat ve yakaza ruhlarının mevcudiyetine şu âyet delildir: “Allah (ölenin) ölümü zamanında, ölmeyenin de uykusunda ruhlarını alır. Bu suretle hakkında ölüm hükmettiği (ruhu) tutar, diğerini muayyen bir vakte (eceli gelineye) kadar salıverir…” (Zümer 42). Bu âyetin tefsiri şöyledir: “Allah (ölenin) ölümü zamanında ruhunu kabzeder” demek, “Allah cesedin ölümüne sebep olmayan nefislerini uykuları sırasında tutar, ölümüne hükmettiklerini yanında alıkor, cesedine gönderemez. Diğer nefisleri (yani yakaza ruhlarını) ecelleri gelinceye kadar cesetlerine geri gönderir. İşte bu ecel ölüm ecelidir. Bu ecel gelince, hayat ve yakaza ruhlarının her ikisini de beraberce tutar, cesede göndermez, böylece gerçek ölüm vukua gelir.”

5- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Bilâl’i çağırması, onu teselli içindir, azar için değil. Çünkü kasıdsız olan hatası sebebiyle üzgün idi.

6- Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’in şehadet emesi, açık bir mucize müşahade etmiş olmaktan hasıl olan hayranlıktan ileri gelmiştir, Resûlullah’ın nübüvvetindeki tereddüdünü izaleden değil. Bu çeşit bâhir mucizeler karşısında Resûlullah’ın bile: “Şehadet ederim ki ben Allah’ın Resûlüyüm” dediğine zaman zaman şâhid olunmuştur.

 

J (2350)- Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Ömer, Hendek savaşı sırasında bir keresinde güneş battıktan sonra geldi ve Kureyş kafirlerine küfretmeye başladı ve bu meyanda: “Ey Allah’ın Resûlü dedi, güneş batmak üzereyken ikindi namazını (güç bela) kılabildim.” Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

“Vallâhi ikindiyi ben kılamadım!” dedi. Beraberce kalkıp Butha’ya gittik. Orada Efendimiz abdest aldı, biz de abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldı, sonra da akşamı kıldı.” Buhârî, Mevâkît: 36, 38, Ezân: 26, Salâtu’l-Havf: 4, Megâzî: 29; Müslim, Mesâcid: 209, (631); Tirmizî, Salât: 132, (180); Nesâî, Sehv: 105, (3, 84, 85).

 

AÇIKLAMA:

 

1- Hendek savaşının şiddetli geçtiği günlerde müslümanlar, düşmanları olan kâfirleri hendekten bu tarafa atlatmamak için vazife yerlerinden ayrılamadılar. Öyle ki bazı namazlarını bile terketmek zorunda kıldılar. Başta Resûlullah olmak üzere müslümanları Kureyş’e karşı öfke, hakaret ve bedduaya sevkeden mühim sebeplerden biri, onlar yüzünden namazlarını kılamamış olmalarıdır. Resûlullah da: “Allah Kureyş’in kabirlerini ateşle doldursun, Salâtu’l-Vustâmıza mâni oldular” diye beddua ederek öfkesini dile getirmiştir.

Sadedinde olduğumuz rivayet, Hz. Ömer’in, namazın gecikmesinden bile ne kadar müteessir olduğunu göstermektedir.

2- Bazı âlimler, hadisin siyakına dayanarak rivayetten, Hz. Ömer’in: “Güneş battığı halde ikindi namazımı kılamadım” dediğini anlamıştır. Ancak râcih görüşe ve lügavî sevke daha muvâfık mâna, namazı güneşin batmasından önce kıldığını ifade der. Diğerleri kılamadığı halde Hz. Ömer’in kılabilmesi, onun abdestli olması halinde, müşriklerin meşgul oldukları bir fırsatı değerlendirerek hemencecik namazını kılmış olabileceği şeklinde açıklanmıştır.

3- Hadiste zikri geçen Butha Medîne’de bir vadi adıdır.

 

K (2351)- İbnu Mes’ûd (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Müşrikler Hendek günü Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı fazlaca meşgul ederek dört vakit namazı kazaya bıraktırdılar, geceden Allah’ın dilediği bir müddet geçinceye kadar onları kılamadı. Sonra Bilâl (radıyallâhu anh)’e emretti, o da ezan okudu. Sonra kâmet getirdi. Resûlulllah öğleyi (kazâen) kıldı. (Bilâl tekrar) ikâmet getirdi, Resûlullah ikindiyi kıldı. Sonra (Bilâl tekrar) ikâmet getirdi. Resûlullah akşamı kıldı. Sonra (Bilâl yatsı için) kâmet getirdi ve Resûlullah yatsıyı kıldı.” Tirmizi, Salât 132, (179); Nesâî, Mevâkît 55, (1, 297, 298).

 

AÇIKLAMA:

 

1- Hz. Ali (radıyallâhu anh)’den Müslim’de gelen bir rivayet, “Bizi ikindi namazı olan orta namazdan engellediler” buyurarak kaçırılan namazın sadece ikindi namazı olduğunu ifade eder. Aynı mânada Hz. Câbir’den de rivayet gelmiştir. Âlimler hadisleri şöyle te’lif ederler: “Hendek savaşı günlerce devam eden bir savaştır. Bir defasında sadece ikindi namazı, bir başka günde de burada sayılan namazların geçmiş, kazaya kalmış olması mümkündür.”

2- Bu rivayet, vaktinde kılınmayan namazların tertibe tâbi tutularak kaza edilmesi gerektiğini gösterir. İbnu Hacer ulemanın çoğunluğunun tertibe uymanın vacib olduğuna hükmettiğini belirtir. Şafiî’ye göre tertip vacib değildir. Ayrıca, vakit daralması halinde de tertibe riayet gerekip gerekmeyeceği de münakaşa edilmiştir.

* İmam Mâlik: “Vaktin namazına zaman kalmayacak bile olsa önce kazayı kılar, sonra vakit namazını kaza eder” der.

* İmam Şafiî: “Zaman dar olunca vaktin namazını önce kılar, müteakiben kaza namazını kaza eder” der.

*  Bazıları da: “Muhayyerdir, dilediğinden başlar” demiştir.

Kâdı İyaz: “İhtilaf , miktardan ileri gelir. Kazaya kalan namazın miktarı çoksa ihtilaf edilmez, vaktin namazından başlanır” der. Âlimler “az” ve “çok”un hududu nedir? Bunda da ihtilaf eder. Bazıları azı “bir günlük namaz”; bazıları, “dört vakit namaz” diye açıklamıştır.

* Hanefîler, farz namazla, kaza namazlarının edasında tertibe riayetin farz olduğuna hükmeder. Bu hükümde delilleri, İbnu Ömer’in müteakiben kaydedeceğimiz şu mealdeki hadisidir:”Kim bir namazı kılmayı unutur, sonra bunu imamla namaz kılarken hatırlayacak olursa, imam selam verince, unutma sebebiyle kılmamış olduğu namazı hemen kılsın, bundan sonra öbür (yani imamla kıldığı vakit) namazını yeniden kılsın.”Tertibin vacib olduğuna hükmedenler şu hadisi de delil gösterirler: ‘Lâ salâte limen aleyhi salâte’ Buna dayanarak: “Üzerinde borcu olduğu halde kılınan namaz bâtıldır, önce onun kılınması gerekir” demişlerdir. Ancak bunu “nafile” ile te’vil edenler olmuştur.

 

L (2352)- Nâfi’ anlatıyor: “Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)’e baygınlık gelmiş ve aklı gitmişti. (Bu esnada kılamadığı) namazı kaza etmedi.” Muvatta, Vukût: 24, (1, 13).

İmam Mâlik der ki: “Doğruyu Allah bilir ya, bana göre bu şundan ileri gelir: “Vakit çıkmıştır. Ama vakit içinde ayılan, o vaktin namazını kılar..”

 

M (2353)- Yine Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) dedi ki: “Kim bir namazı unutur ve bunu imamın arkasında namaz kılarken hatırlarsa, imam selamı verince unutmuş olduğu namazı hemen kılsın, sonra da öbür namazı (kıldığını yeniden) kılsın.” (Müslim, Îman: 134, (82); Ebû Dâvud, Sünnet: 15, (4678); Tirmizî, Îman: 9, (2622). Metin Müslim’in metnidir.)

 

AÇIKLAMA:

 

Ebû Hanîfe, Ahmed ve Mâlik bu hadisle hükmetmiştir. Sadece Şafiî merhum: “İmamla kıldığı namaz muteberdir, hatırladığını kaza eder” der.

 

(Kütüb ü Sitte)

 

Minval News

Haberin Doğru Yolu!