BELA VE MUSİBETLERİN ARKASINDA NASIL BİR RAHMET OLABİLİR?

Bela ve musibetlerin arkasında nasıl bir rahmet olabilir?

Musibetlerin Kader Açısından Hikmetleri Nelerdir?

Ülke ve millet olarak deprem, askerlerimize saldırı, uçak kazası, çığ faciası gibi bela ve musibetler de dâhil birçok konuda sınanmaktayız.

*

“Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı tesbih ve O’na hamd etmesin…”(İsra, 17/44)

 “Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56) Demektedir Rabbimiz yüce beyanında.

 Allah kâinatta tecelli ettiği cemal ve kemalini hem kendisi -kendine mahsus bir şekilde- görmek hem de başkalarının gözüyle görmek ister. Başkasının görmesi derken bunların başında akıl ve fikir sahibi tefekkür edip düşünme kabiliyetine sahip olan insan gelmektedir.

Âyette geçen “ibadet” kelimesine birçok tefsir âliminin “marifet” mânâsı verdiği dikkate alındığında da, bu insanın, Allah’ı tanımak, varlığını, birliğini bilmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanmak, mahlûkat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür etmekle vazifeli olduğu anlaşılır.

Özetle Allah kullarını, cemal ve kemalini onların gözüyle görmek isteyerek,  kendini tanıtmak, varlığını, birliğini bildirmek, sıfatlarının sonsuzluğuna inanarak, mahlûkat âlemini de hikmet ve ibret nazarıyla temaşa ve tefekkür edip mali, bedeni gibi ibadetlerle imtihana tabi tutarak, sınamaktadır.

Lem’alar müellifi ibadeti iki kısma ayırır. ‘İbadet iki kısımdır: bir kısmı müsbet, diğeri menfi.

Müsbet kısmı malûmdur.

Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede zaafını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahîmine ilticâkârâne teveccüh edip, Onu düşünüp, Ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir.’ Demektedir.

*

Hayatın çeşitli sahalarında insanların maruz kaldığı belâ ve musibetlerin altında, insan idrakinin kavramaktan âciz olduğu birçok hikmetler gizlidir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır. ..İhtimal ki, hoşlanmadığınız bir şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki, sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz; Allah bilir .” [Bakara: 216]

Belâ ve musibetlerin takdirinde KADER hakiki illetlere; gerçek sebeplere bakar, ona göre hükmeder. Hakiki illetlerin arkasında Rahmet, Adâlet ve İnâyet gizlidir. Söz konusu hakikî illetlerden birkaç tanesine kısaca işaret edelim:

  1. Bazı musibetler, kulların geçmişteki hatalarının neticesidir. Bu musibetler tamamen insanların ihmallerinden, hata ve kusurlarından doğmaktadır: Gerekli tedbiri almayan insanın hastalanması gibi.

 

  1. Bir kısım musîbetler, gelecek belâları def’eder veya onların şiddetini kırar. Büyük musîbetlerin önüne set olan bu gibi musîbetler, gerçekte Cenâb-ı Hakk’ın bir ihsanıdır.

 

  1. Musîbetler hayatı yeknesaklıktan kurtarmakla nimetlerin takdirine vesile olur; insanı mânen terakki ve tekemmül ettirir. Yani, musîbetler sıhhatin önemini ve nimetlerin kıymetini insanlara fiilen ders verir.

 

  1. Bu dünya imtihanının bir yönü de insanların musîbetlere karşı Kader’e rıza ile mukabele etme güçlerinin ölçülmesidir. Bilindiği gibi musîbetlere sabretmek de bir ibadettir ve bu ibâdet şekline “menfi ibadet” denilmektedir.

…Musîbetleri rıza ile karşılamak Yüce Allâh’ın rızasını kazanmanın önemli bir vesilesidir. Bir insan o Rızâ’ya nâil olma şerefine ererse, çektiği meşakkatler ve musîbetler HİÇ hükmünde kalır.  (…)

 

  1. Musîbetler günahkâr bir mü’minin günahlarına kefâret olur. Hâlis kulların da makamlarını yükseltir. Hadîs-i Şerifte: “Mü’mine gelen her musîbetle, hatta bir diken batmasıyla da, Allah onun hatalarını döker.”

 

*

Musibetlerin arkasında ne olabilir?

 Kur’ân-ı Kerim’de bizim ibret almamız için nakledilen kıssalardan biri, Hz. Musa (AS) ile Hz. Hızır (AS)’ın hikmetlerle dolu olan seyahatleridir.

Hz. Musa, ilminden istifade etmek için Hz. Hızır ile arkadaşlık etmeyi Cenâb-ı Hak’dan niyaz eder. Bu niyazın kabulüyle, Hz. İle buluştuklarında, Hz. Hhızır kendisine, seyahat için, “yaptığı şeyler hakkında hiç soru sormamasını” şart koşar. Neticede anlaşarak yola çıkarlar.

  1. Bir gemiye bindiklerinde Hz. Hızır gemiyi deler. Bunun üzerine Hz. Musa dayana-mayarak itiraz eder. Hz. Hızır ise anlaşmalarını hatırlatır ve bir açıklamada bulunmaz.
  1. İkinci olarak, Hz. Hızır karşılaştıkları bir erkek çocuğu öldürür. Hz. Musa buna da itiraz etmesi ve hikmetini sorması üzerine, Hz. Hızır artık arkadaşlıklarını bitme noktasına geldiğini söyler. Bunu üzerine Hz. Musa artık soru sormayacağını, aksi takdirde arkadaşlığın bozulabileceğini belirtir ve seyahat devam ederler.
  1. Vardıkları bir kasabada ahaliden yiyecek isterler. Kasabalılardan kimse onları misafir etmez. Hz. Hızır ise, bu muameleye karşılık o kasabada yıkılmak üzere olan bir duvarı doğrultur. Hz. Musa’nın buna da dayanamayarak, duvarı hem de ücretsiz tamir etmesinin sebebini sormasıyla arkadaşlıkları sona erer.

Hz. Hızır arkadaşlığın sona erdiği bu noktada, önceki üç hadisenin hikmetlerini Hz. Musa’ya şöyle anlatır:

* Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti. O gemiyi kusurlu kılmak istedim. Çünki peşlerinde her sağlam gemiye el koyan bir hükümdar vardı.”

* Oğlana gelince, onun anne ve babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırmasından ve inkâra sürüklemesinden korkmuştuk. İstedik ki onların Rabbi o çocuktan daha temiz ve onlara daha çok merhamet eden birini versin.

* Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da salih bir kimse idi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını diledi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin iç yüzleri budur.

Bizler irademiz dışındaki hadiselere, uğradığımız bela ve musibetlere bu Kur’an kıssasının dürbünüyle bakmalıyız. Her hadiseyi Hz. Hızır’ın eli bilmeli, altındaki rahmet ve inayete iman nuruyla bakmalıyız. Hızır’ın gemi delmesinde geminin kurtuluşu gizli olduğu gibi ve öldürmesinden hayat fışkırdığı gibi, her bir musibet altında da mutlaka Allah’ın rahmetinin bir cilvesi ve hikmetinin bir sırrı olduğunu bilmeliyiz. … (KADER Nedir/Kırkıncı: 104–108 istifade edilmiştir.)

 *

 Yine Lem’alar müellifinin beyanını tekrar ederek mevzuyu kapatalım.

‘İbadet iki kısımdır: bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müsbet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede zaafını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahîmine ilticâkârâne teveccüh edip, Onu düşünüp, Ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir.

Eğer sabretse, musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer.

Tedbir almaksa, adeta namaz öncesi abdest almak gibidir ki asla ihmal edilmemelidir.

*

İkram Sepeti:

 İki ses melundur. Nimete kavuşunca mizmar, musibete maruz kalınca feryat. Hadisi Şerif

Minval News

Haberin Doğru Yolu!