TAZE ARPAYI SEYİSİN ELİNDEN YEMEK

TAZE ARPAYI SEYİSİN ELİNDEN YEMEK

O söz söylendiğinde canlı canlı orada olan, o sözü kendi kulaklarıyla duyan yıllarca Indiana Üniversitesi ve ülkemizdeki muhtelif üniversitelerde öğretim üyeliği yapmış olan Halkbilimci Prof. Dr. İlhan Başgöz, sözün kime ait olduğunun önemli olmadığını ama sözün bir zihniyeti göstermesi bakımından önemli olduğunu yazmıştı yıllar önce. Ben kısmen alıntılayayım siz internetten bulabilirsiniz dilerseniz yazının tamamını.

*

‘Bu sözün kimin ağzından çıktığını gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum. Bu olay, 1945-50 İsmet İnönü demokrasisinin ne denli bir demokrasi olduğunu göstermesi bakımından öğreticidir. Bunun için yazıyorum.

Ev sahibim, bu adam gece saat ikilere kadar komünistlik yapıyor diyor, mahkemeye başvurabiliyor, beni evden çıkarmak istiyordu. Geç vakitlere kadar doktora tezimi yazıyordum. Aslında beni çıkarıp yeni kiracıdan hava parası alacaktı. Üç solcu üniversite hocası için TBMM’den özel kanun çıkarılıyordu.

İsmet Paşa, devletin bütün desteğini sağlayarak İsmail Hakkı Tonguç’a Köy Enstitülerini kurduruyor. Sonra aynı İnönü, Tonguç’un komünist diye mahkemelerde sürünmesine göz yumuyordu. Tonguç’un suçu bir öğrenciye Ignazio Silone’nin ‘Fontamara’ adlı kitabını vermesi idi. Güney İtalya’daki açlığı anlatan bir romandır bu. İtalya’da da olsa açlıktan bahsetmek komünistlikti. Mahmut Makal da ‘Bizim Köy’ adlı kitabında Türk köyünün geriliğini ve sefaletini anlattığı için hapis yatıyordu. Orhan Veli’nin hakkı var: “Açlıktan bahsediyorsun, demek ki sen komünistsin, bütün binaları yakan sensin, Ankara’da’kileri sen İstanbul’dakileri sen, …sen ne domuzsun sen.”

İsmet İnönü’nün 1945’le 50 arasında yaptıkları 45’e kadar yaptıklarının tam tersidir. Bunu rahmetli Erdal İnönü’ye sormuştum. Seçimi kaybetmekten korktukları için demişti.

Böyle bir devirde, Dil ve Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden, kızlı erkekli bir grup Baraja eğlenmeye gittik. O vakit Ankara’nın tek eğlence yeri barajdı. Orada küçük ama güzel bir orkestra vardı. Parası olanlar bira içti. Ankara birası idi. İsmet Paşa ile Celal Bayar’ın arasını açan Atatürk Orman Çiftliği’ndeki bira fabrikasının birası. İş Bankası özel girişiminin başındaki Celal Bayar fabrikayı, devlet yardım etsin, biz kuralım, demiş Başbakan İnönü, “Hem devlet kolaylık sağlasın, hem özel girişimciler kazansın, ben devletçiliği anlarım ama dolapçılığı anlamam” karşılığını vermiş ve fabrikayı devlet kurmuştu.

Kumanyalar yendi, danslar edildi ve bir ara orkestra ‘Volga Volga’ diye bir Rus halk şarkısı çalmaya başladı. Bu, Don balıkçılarının tanınmış bir halk şarkısıdır: “Önümüzde çok yol var, yürüyelim yoldaşlar, hayda da hayda” filan diye Türkçeye çevrilmiştir.

Başka türküler de söyledik. Güzel bir hafta sonu geçirmiştik, evlerimize döndük. Ben deliksiz bir uykudaydım ki kapı çalındı. İki sivil polis: “Vali bey sizinle görüşmek istiyor, hükümet binasına gideceğiz” dedi. Gece yarısı vali beyin hükümet binasında ne işi olacak? Herhalde çok önemli bir şey var diyerek gittim. Hoş, gitmemek olur muydu?  

Saat 10 da vali bey teşrif ettiler. Vali CHP valisi Avni Doğan’dı. Kaşlarını Atatürk’ün kaşları gibi yukarıya kaldırmış, heybetli bir vali. O vakit böyle kaşlar Atatürkçülük işareti idi. Karşısına dizildik. Kız arkadaşlarımız pek tedirgindi. Hepimizi şöyle bir süzdü vali bey. Bizi korkutacak kadar beklediğine inandıktan sonra “Siz dün bir Rus şarkısı söylemişiniz. Doğru mu?” deyiverdi.

Sonra aşağı perdeden nasihate geçti vali bey. Gençmişiz, geleceğimizi düşünmeli imişiz. Bu seferlik bizi affediyormuş. Sonra o meşhur cümleyi patlattı. “Bakın çocuklar! Eğer bütün dünya komünist olacaksa Türkiye en son komünist olacaktır. Eğer Türkiye komünist olacaksa onu da biz yaparız size bırakmayız, haydi gidin.”

*

Bu cümleyi Nevzat Tandoğan’ın Osman Yüksel’e söylediği de rivayet edilse de, mesele söylenti değil zihniyet…

Bunları niye alıntıladım?

Bugün ülkemiz ve dünya gözle bile görülmeyen bir virüsle mücadele ediyor. Bu virüsten kurtulmak için komple bir çalışma var, topyekûn bir gayret var, ihtiyacı olanlara devlet ve sosyal gruplarca yardımlaşma çalışmaları var…

Devlet her imkânını seferber etmiş, ülke genelinde devlet çalışanları ve serbest çalışanlardan yardım kampanyası düzenleyerek yardım etmeyi tabana yaymış, çok eleştirilen yardım hesabı için ıban numaraları vermiş yardımlaşmayı başlatmıştır.

TV ekranlarının bazı köşelerinde 10 TL yardım mesajı atın diye hatırlatma görüntüleri bile var.

Daha erken ya da yakın zamanlamayla yerel bazda da belediyeler kendi çaplarında, imkânları nispetinde, destek verenlerin sponsorluğunda yönetimi altında olan vatandaşa ‘siyasi görüşüne bakmadan’ yardım etme, vatandaşı rahatlatma gayretindeler.

İşte burada sıkıntılar, şikâyetler, feryatlar duyulmakta…

Ekmek dağıtmamıza, yemek dağıtmamıza, aşevlerine yardım toplamamıza ve hatta yardım edilmesine izin verilmiyor, suç işliyormuşuz gibi muamele yapılıyor, paralel maralel deniyor, deyip feryat figan…

Demokrasilerde olmayan, olmaması gereken şikâyetler…

Muhalif parti belediyelerine halka yardım ettirmiyorlar, yardım dağıttırmıyorlar, sadece iktidardakiler dağıtabilirmiş diyorlar…

Mobil orkestraya bile izin vermiyorlar…

*

Hadi öteki Ce Ha Pe zihniyetiydi e şimdi bu ne?

“Bakın çocuklar! Eğer bütün dünya komünist olacaksa Türkiye en son komünist olacaktır. Eğer Türkiye komünist olacaksa onu da biz yaparız size bırakmayız, haydi gidin.”

Mesele mezkûr valinin meselesi gibi mi?

Yani ne yapılacaksa biz yaparız, size ne oluyor mu?

Ya da arkasında seçim kaygıları mı var da olanlar onun eftiklemesi mi?

 Ya daaa el kokusu meselesi mi?

H   A   Y   A   T   I   N      İ   Ç   İ   N   D   E   N

Sosyal medyada okuduğum şu hikâyecik bu olaylardan sonra vatandaşı güldürüyor.

Soruyor…

Sen el kokusu nedir bilir misin…!?

Nedir?

Seyisler, arpayı avuçlarından yedirerek atları beslerler. Atlar “el kokusunu” tanır.
Bakıcılarına bağlanırlar.

 

20.04.2020

Abdullah HOŞGÖR      

Minval News

Haberin Doğru Yolu!