DÜŞKO: İYİ VATANDAŞ

DÜŞKO: İYİ VATANDAŞ

‘Son zamanlarda haber dinlemek benim gibi hassas ruhları rahatsız ediyor, bir tarafa bakıyorsun iktidarı yalayanlar diğer tarafa bakıyorsun doğru da söylese yanlış da söylese muhalefet diye adlandırılanlar… Hâlbuki medya halk yararına hizmet vermesi gereken, kimseye eyvallahı olmayan bağımsız, tarafsız yayın organı demek ama maalesef ki maalesef…’ der bir tanıdık ve haber dinlemediği için de kafasının rahat olduğunu söyleyip şöyle bir uzak memleket hikâyesi anlatır.

*

Yok yok, der vezir Peşgelim, ben sana yaban keçisinin durumunu anlatayım der. Ve söze başlar.

Dağlar, uçsuz bucaksız girintili çıkıntılı, inleriyle mağaralarıyla, platolarıyla, ağacıyla taşıyla dağlar dağlar…

Dağlarda Allah’ın yaban keçileri, hayvanları çoktur.

Yaban keçisi tepelerden taşlardan atlaya zıplaya yaşarken bir gün uzakta kendine benzer mahlûklar görür.

Yaklaşır kendi gibi keçiler ve koyunlardır gördükleri.

Eh tabi merak eder yaklaşır yanlarına…

Ama etrafta tehlike olabilecek çoban köpekleri de vardır ki bu bir ağanın sürüsüdür ve başlarında da çoban vardır.

Çoban koyunları sevk ve idare etmektedir.

Köpekler de yardımcıları…

Mesela; çoban bağırır uzaktan,

Sürüü ileri marş!

Sürü ileri gider…

Çoban geri dönüş emri verir, sürü geri döner…

Yaklaşır…

Selam sabah, hal hatır sorarlar, memleket ahvalinden bahisler açar sorular sorarlar. Sorarlar ama sürünün koyunları keçileri bir tutuktur, tutuk tutuk konuşur çekinerek iki kelam ederler…

Pek anlam veremez yabanın keçisi…

Sağı solu kolaçan eder, köpekleri de kollar bir taraftan, yoksa mazallah…

Sebebini bulmaya çalışır bu tutukluğun…

Neden? Der…

Konuşan yoktur ama bir koyun fısıltıyla;

Ne yapalım arkadaş, konuşanın başı ağrır, ya ertesi gün kaybolur postunu asarlar ağılın girişine, ya da kaybolur gider bir daha ne ses ne görüntü…

Ürperir yabanın keçisi…

Bir iki daha deşeler.

Sizin der, bu yakınlarda bir ova alanınız vardı, oraya yusufçuklar, çelik kuşlar vs iner kalkardı,  onu neden yakıp yıkıp talan ettiniz, pistlerini bozdunuz halbuki orası buraların en iyi ovaalanıydı…?

Beton yığınları yapılmış oralara, doğa tahrip edilmiş, geleceğimiz mahvedilmiş çok acı değil mi?

Bilen yok… Yorum yok…

İş durumu, işsizlik durumu, kuzuların oğlakların geleceği, istihdamından bahisler açar, sorular sorar yabanın keçisi.

Kuzuların oğlakların eğitimleri, üniversite eğitimleri, kariyerleri hakkında sorular sorar.

Sorular sorar da cevap alamaz…

O zamanların da meşhur salgını gelir aklına da pandemi var mı ağanın sürüsünde der sorar, yalan yanlış kulaktan kulağa duyulan birkaç bilgi kırıntısından başka aklı ikna eden bir bilgi yok.

Muhtelif kafalardan muhtelif sesler… Açıklama yapanlar da hep sıkıntıda. Birkaç aksakal varmış olayla ilgili çalışan ama trajik, psikolojik, atmosferik, konjönktürel baskıdan ne doğruyu söylüyor ne çalışabiliyor ne de rahat bir nefes alabiliyorlarmış.

Bu salgınlarda sovhozun çarşı pazarı, işyerleri çaresiz kalıp kapanmış, vakitsizce de açılacakmış doğru mu?

Der, yabanın keçisi, sağlıklı bilgi yoktur ama büyük işyerlerinin açılması mantıklı gelmezmiş sürünün koyununa keçisine de yine de sesleri çıkmazmış. Bir taraftan da oradaki et satan yerler gözü sürüye dikmiş fırsat beklemektelermiş, bu da kulaktan kulağa yayılan bilgiymiş.

Haa der, bir de sizin ağa sovhoz savunma sistemi almıştı aylar önce faaliyete geçirecekti de düşmanlarınız kurtları, çakalları, tilkileri, sansarları korkutacaktınız ne oldu? Der yabanın keçisi saf saf…

Haa onlar mı derler hep bir ağızdan…

Onlar mııı?

Onlaar…

Onlaar…

Bu sene kış sert geçti değil mi, sizin oralar nasıldı derler hep bir ağızdan. Sert geçince de sap saman kalmadı karıştıracak, kazıklar kaldı yaprağı yenmiş dallarda, hey hey…

Hay da bire bir halay dönelim hele derler meleyerek…

Ekonomiyi de anlatır bu halay ki oynatmaya az kaldığının işareti.

Ekonominin nasıl olduğuna ise kimsenin aklı ermezmiş kimine göre göklerde dalgalanır kimine göre yerlerde sürünür vatandaşa göre de cepte metelik ve çalışılacak iş yokmuş. Anketlere her ne kadar iyi dedirtseler de, resmen taze ot, yayla havası, yonca deseler de gelmezmiş iyi denilen ekonomiden kapik ödenek…

Sovhozda medya nasıl, gazete tv filan diyecek olmuş yabanın keçisi susturmuşlar hemen. Sus konuşma, hepsi ağanın, ağa ne derse onu söylerler, aksi durumda olanın camı kararır, yayını, tefrikası halk içine çıkamaz der birisi yavaşça.

Zaten çok yayın da boşa akar gider, tesiri ve izlenme oranları, tirajlar ağanın himayesi olmazsa yerlerde sürünmektedir…

Yanlış da söylese doğru da söylese onların haberi hep pembe hep menfaatleri istikametinde doğru ve hep kafa sallamalı, aman efendim tamam efendim olur efendimli…

Hatta geçenlerde yıllardır kutlanan, sovhoz milli bayramı vardı, onda bile isim karıştırıp, değiştirip kutladılar da herkes alkışladı…

Ta bu kadar…

‘Meselaa…’ diyecek oldu bir koyun diğerleri hemen susturdular.

Bu terörist dediler susturulan koyuna…

Suçu, aykırı, ama sorulması gereken, sorular sormak, yorumlar yapmakmış…

O ağzını açtığında me diyecek olsa bile hemen sus sus hain, it gelecek, kurt gelecek, uğursuzluklar basacak belalar yağacak tepemize derler, bu bayrak inmez sovhoz bölünmez deyip işi gargaraya getirirlermiş.

Ama yine de aradan kafasını uzatıp, işte böyle demiş…

Ben, arada sorular sorar, fikirler üretir yorum yapar muhasebe ederdim. Neden taze ot yok, niçin samanlar kokuyor, yoncalar bize verilmiyorsa nereye gidiyor, etlerimiz, sütlerimiz, kuzularımız, yünlerimiz ne yapılıyor, bize düşen pay neden taksimatta olmuyor, neden hayat pahalılığı, hani ekonomimiz uçacak karlarımız katlanacaktı gibi şeyleri merak eder sorardım, fakat hep susturulur, ihanetle suçlanıp sovhozu batırmakla, sovhoza canavar saldırtmakla, yırtıcılarla işbirliği yapmakla suçlanırdım…

Hatta arkadaşlarım bana düşünen koyun anlamında ‘Düşko’ diye isim bile takmışlardı…

Ben de bunca baskıya dayanamayıp kendi postuma çekildim.

Haber dinlemem, haber programı denen magazin programlarını izlemem, yorum yapmam, gazete okumam, sürü ne yaparsa yaparım, çoban ne derse uyarım, ne söylerse inanırım, ne çalarsa onu dinler onu beğenirim.

Kafam rahat…

Vicdanıma inat…

Dün olan çok önemli bir olayı fi tarihinde olmuş deseler fi tarihinde olanı da dün olmuş deseler kabul eder geçerim. Yok yaa bile demem.

Tam uyumlu bir sürü ferdi oldum…

Mee de derler melerim, yat yatarım, kalk kalkarım, ağamız, çobanımız ne derse haklı der uyarım…

Twitter mıwitter bana uymaz, yorum yapmam twittlere, hal ve gidişle alakalı twitt atmam, sosyal medyada, twitterda hep ve sadece çobanı takip ederim…

Yorum yok, düşünme yok, fikir beyanı yok hepsini çobanımız hallediyor hamdolsun.

Eh böyle de olunca en iyi vatandaş ben olmam mı sorarım size?

Hatta yılın vatandaşı seçilmem mi ey yabanın keçisi? Der.

Ne diyeceğini bilemez yabanın keçisi…

Kaçar adım uzaklaşır geldiği, rahatça atlayıp zıpladığı kendi ortamına… Yabanına…

Bu masalı da anlatır kendi topraklarındaki koyunlara, koyun olmayanlara yani hayvan dostlarına…

*

İşte böyle azizim der birinci vezir Peşgelim.

Bir de ben anlatayım der ikinci vezir Dertleşelim, yüce padişahımız müsaade ederse der…

Tam anlatacaktır fakat geç olduğundan ileriki bir zamana tehir edilir anlatı.

*

Sema yıldızlı, ay tüm haşmetiyle selamlamaktadır yeryüzünü ve doğacak yeni günü…  

*

Müslümanların Ramazan Bayramını tebrik eder bir an evvel uyanmalarını dilerim…

24.05.2020

Abdullah HOŞGÖR

Minval News

Haberin Doğru Yolu!