MEĞER BEN BU TRAJİKOMİK HALE GÜLMÜŞÜM…

MEĞER BEN BU TRAJİKOMİK HALE GÜLMÜŞÜM…

Bir gülmek geldi içime, bunca sıkıntı, bunca dert, bunca tasa ve bunca hengâmenin içinde…

Sebebini bilemedim ama…

Birçok güzel ve etkili isimlerle ‘paket’ler açıklandı ki bunlar ekonomi, sosyal hayat vs gibi birçok alandaydı. Ancak bunlardan en çok duyulup konuşulanı da vatandaşın cebiyle alakalı olan ekonomik paketlerdi.

Bunlar açıklandığında kimisi Rusların matruşkası gibi, sonucu minicik bir etki ortaya koyan paketler, kimisi boş bir kutu güzel isimlerle ambalaj kâğıtlarıyla, jelatinlerle süslenmiş paketler, kimisi ‘eh işte’ denen türden paketler olarak karşılık buldu vatandaşın nazarında.

Ama hiç birisi ‘Oh be işte bu! Herkesin derdine derman yarasına merhem bir paket.’ Denileni de olmadı sanırım.

İsmi müthiş paketler duymuştu kulaklar. Mesela ‘İstikrar Kalkanı’. Şimdi de ‘İstihdam Kalkanı’ denebileceği söylenen bir paket çalışması yapıldığı yansıdı medyaya.

İşte burada kendimi tutamayıp güldüm…

Zira gülmem, yıllardır bu yıl şu kadar istihdam yapılacak diyen yetkililerden verdiğimiz söz kadar istihdam yaptık, diye bir açıklama gelmediği için değildi.

Ve yine gülmem, hani şu kadar istihdam yapacağız dediniz ama hiçbir şekilde bunu başardık diye açıklama yapmadınız, durum ne, verdiğiniz söz yerine geldi mi? Diye yetkililere sormayan vatandaşa da değildi.

Birçok paket hiçbir işine yaramamıştı vatandaşın, bu da onlar gibi, ama ismi güzelmiş diyerek güldüm belki de…

Paketlerin açıklanmasına ve açılmasınaydı, içindeki vaatlereydi belki de…

Bu paketin akıbeti de diğer güzel isimli boş içerikli paketler gibi olabilir, diyeydi belki de…

Ama bunlar değildi esas demek istediğim belki de gülmem…

*

Yurtdışına yeni atanan ataşe ve müşavirleri kabul eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, ‘Sebzelerin, meyvelerin yetişmesi için toprak suya ne kadar muhtaçsa bugün dünya da İslam’a o derecede muhtaçtır. Kuraklaşmış, çoraklaşmış yürekleri inşallah İslam’la yeşerteceğiz.’

‘Bugün hepimize düşen görev, İslam’ın hak ve adalet anlayışını, hayat veren ilkelerini, Hazreti Peygamber’in çağlar üstü örnekliğini ve üstün ahlaki vasıflarını insanlık ailesinin her bir ferdine güzel bir dille, hikmetli bir üslupla sunmak için var gücümüzle çalışmaktır.’ İfadeleri dikkatimi çekti.

Sağıma soluma, önüme arkama, aşağıma yukarıma baktım ve…

Ülkemde % 99 Müslüman varken dinin tavsiyelerine uygun olarak  diyanetin çalışmalarıyla, ara buluculuğuyla, öncülüğüyle çözülebilecek birçok mesele varken diyanetin buralarda sessiz kalması,

Ülkemdeki ‘Alevi’ denilen vatandaşların dini problemlerine sessiz kalması,

Hapishanelerdeki birçok tutuklu ve mahkûmun içler acısı durumları konusunda kulak tıkaması,

Birçok, çocuklu bebekli annelerin, kadınların hapishanelerdeki olumsuz şartlar altında yaşama tutunmalarına duyarsız kalması,

Yine aynı şekilde uzun tutukluluk süresi yaşayan suçları ispatlanmamış birçok insanın bu acılarına tepkisizliği,

Dini yaşayışın şekilden öte geçmemesi karşısında tutumu,

Dinsizliğin, deizmin yaygınlaşması karşısındaki duruş,

Ülke gençliğinin dine bakışı konusundaki gayretsizliği,

Ticaret ahlakının bitişi karşısındaki tutumu ki ödemeler için verilen sözlerin yerine getirilmeyerek ticareti sıkıntıya sokması,

Ahlaki problem ve çöküntünün çoğalması,

İslam’ın hak ve adalet anlayışının, İslam’ın hayat veren ilkelerinin, Hazreti Peygamber’in çağlar üstü örnekliğinin ve üstün ahlaki vasıflarının kitaplar arasında kalmış olması, ümmet içinde söylemden öteye geçmemesi, bu konuda önde görünenlerin bile bigâne duruşları, söylemlerin yaşantıya geçirilmeyip sadece afişlerde, duvar süslerinde kalışı…

Diyanetin, ‘siyasilerin emrinde’ söylemlerine kayıtsız kalması, tarafsız ve siyaset üstü tavır sergileyememesi,

Bir ‘zırhlı Mercedes’ konusunda bile vatandaşın vicdanını serinletecek duruş sergileyememesi…

Dünyada Müslümanlar kan ağlarken, akan kanın durdurulması, kanlı gözyaşlarının silinmesi konusunda gayretsizliği…

Bunlar ve daha pek çok konu öylece çözülecek şekilde dururken, DİB Erbaş’ın ‘Sebzelerin, meyvelerin yetişmesi için toprak suya ne kadar muhtaçsa bugün dünya da İslam’a o derecede muhtaçtır. Kuraklaşmış, çoraklaşmış yürekleri inşallah İslam’la yeşerteceğiz.’ Sözünü duyunca gülmeye başladım.

‘Siz kendi içinizde kendi sıkıntılarınızı çözmeden, dışarıda neyi nasıl yeşerteceksiniz? Diye toplantıya katılanlar soramazlar ama vatandaş ya da dışarıdaki bir muhatap elbette sorabilir…

*

Meğer ben bu trajikomik hale gülmüşüm…

 

09.06.2020

Abdullah HOŞGÖR

Minval News

Haberin Doğru Yolu!